Bağlantılar

Archive for the ‘yaşanmış aşk hikayeleri’ Category

O gece bende öLdüm aşkım

o gece bende öldüm askım

o gece, yine her zamanki kalabalık ve sıkıcı gecelerde oldugu gibi sıradan başlamıştı

O her zamankinden farklı olarak başka bir heyecan yaşıyordu bu gecede.

Aslında neden bu gecede bulunduğunun bile bir mantıklı açıklaması yoktu.

Bu gece diye bahsettigimiz şey aslında onun en sevdiginin yani ilk ve sonsuz

aşkının düğün gecesiydi.

Gülmek istemiyordu ama aglamakta istemiyordu aynı zamanda.

Tanıdık onlarca simaya boş gözlerle sadece bakabiliyordu.

Ona   sen benim bir tanemsin,sensiz yaşayamam” diyen insan bu gecede

başkasıyla evleniyordu.

Kalbinde terk edilmenin ve sokakta kalmış bir kedi gibi yalnız kalmanın acısnı

yaşıyordu.

Lanet olası  kara sevda  dedikleri şey de bu olsa gerekti.

Senin içim herşeyi yaparım diyen insanın düğün salonuna girişini ve alkışlarla

kalabalıgı yararak müstakbel karısıyla salona girişini karışık duygularla izledi.

  Aşk aptallık sanatıdır  sözünü dogrularcasına o ulaşılmaz aşkının düğün

salonuna girerken ki mutlu hali onu da mutlu etmişti.

O muhteşem ve sıcak gülümseme işte karşısındaydı o her zaman ve heryerde

karşısına çıkan o muhteşem,onu hayata baglayan ve karşı koyamadıgı.

 Ne de yakışıklı olmuş  dedi içinden ve bir anda olsa kendisini o beyaz

gelinligin içinde o çok sevdiginin yanında hayal etti.

Sevdiğinin yanında olma hayali bile onu bir anda olsa cenneti yaşatmıştı

Ama

bu hayal

dügüne gelenlerin çiftetellisiyle bozuldu bir anda.

O taptıgı insan onunla göz göze bile gelmekten bile kaçınıyordu ama

aşkı mutluydu ya o da muyluydu o an için.

Bu düğün ölüm fermanıydı adı gibi biliyordu ama o yine de çölde susuz kalmış

bir insan gibi uzun zamandır görmedigi aşkını izlemekle meşguldü o an için.

Hala daha içinde bir ümit vardı her umutsuz aşıkta olan.

Aşkı düğün salonundan onu kucaklıycak ve beraberce sonsuza

kadar yaşıyacaklardı.

Ama

Bunların hepsinin hayal oldugunu o da biliyordu.

Düğün artık bitmişti ve düğün salonu yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı,

O an zamanın bitmesini istemiyordu ümitsizce hatda zaman dursun ve akmasın

istiyordu.

Bu düşündüklerinin hiçbirisi olmadı ve gece bitdi.

O arabasına bindi ve arbasıyla sessizce evine doğru yol almaya başladı dügünün

ardından,

Kafasında binbir soru vardı ama onu şu ana kadar mutlu edebilen tek insan

olan olan ve ona  birlikte yaşlanıcaz aşkım” diyen insanın evlenip

başkasıyla yaşlanacagı düşüncesi onu kahrediyordu.

Bir hafta boyunca ona kimde ulaşamadı,

Onun oturdugu apartmanda artık ceset kokusu vardı ve komşularıda

polise haber vermişti.

Ailesi onu merak etmiyordu çünkü bu aşk için ailesini bile feda etmişti

görüşmüyordu

onlarla bile ilişkisini kesmişti.

Polisler eve girdiler ve onun cansız ve o haliyle bile güzel cesediyle karşılaştılar.

Ağzı köpürmüştü ve yanında boş bir kutu uyku ilacı vardı.İntihar etmişti ve polisler

intihar ettigi odadaki masanın üstünde bulunan açılmamış bir zarfı merkeze

götürdüler.

Zarfın üstünde  Sevilay okusun  yazıyordu ve sevilayın cep telefonu.

Sevilay en iyi arkadaşıydı ama onu bu aşk çıkmazından kurtarmaya çalışan Sevilay’la

bile bu aşk yüzünden kavaga etmiş ve son 5 aydır onunla bile konuşmuyordu artık.

Etrafında kimse kalmamıştı aslında hayalinde yaşadıgı aşkından başka

son zamanlarında ama hayali bile yetiyordu ona son anlarında bile.

Polisler Sevilay a ulaştı Sevilay ın zarfın içindeki yazıları okuduktan gözleri yaşardı

ve şu sözleri mırıldandı

 Senden fazla seven olmamıştır

Polis, Sevilay’ın ağzından çıkan bu sözleri ona söyledigini sanarak

  Bir şey mi dediniz hanfendi?” dedi

 Yok polis bey yok bir şey  diyebildi Sevilay sadece.

Daha sonra mektubu tekrar okumaya başladı Sevilay,yılgın ve gözyaşları

içinde

not ve mektup karışımı kağıtda şunlar yazıyordu;

 Aşkım seni benden daha çok mutu edebilecegini bilsem yaşardım ama

seni benden daha fazla kimse mutlu edemez,senin o sıcak gülümsemenin

gözyaşlarına dönüşecegini görecegine ölmeyi tercih ederim

ELVEDA AŞKIM 

yazıyordu bu maktupla not karışımı kağıtda.

Halbuki

bu not hiçbir zaman o sevdiginin

uğruna öldüğünün eline bile ulaşmıycaktı

ama

belkide o aşkı aramıyordu onda

hayatı arıyordu

ve aşkı bitince

hayatı elinden alınınca

bütün renkleri solunca hayatın

ölmeyi tercih etmişti.

 Aşk bir oyuncak değil

kumarların en büyügüdür

ve

unutmayın

ortaya koydugunuz belki de aşk ile

hayatınızdır”…..

εяεη çevrimdışı  

Alman gencin dram olan aşkı mytLaka okuyun

Yer Almanya kücük bir sehirde dillere destan bir aski anlatacagim sizlere

Semra ile Michaelin dillere destan askini

Semra  dindar bir ailenin kizidir babasi Camii de cok taninmis bir sahistir Semranin büyük bir ailesi vardir hepsi de ayni sehirde yasamaktadir Semra cok güzel tesettürlü bir kizdir

Michael   Atheist bir ailenin ogludur tek cocuktur Semrayla Lise den tanisir en yakin arkadasi dir Michael yari Türk oldugu icin esmer bir genctir yemyesil gözlü uzunboylu bir genc babasi annesini hamile oldugunu duyunca birakir babasini hic tanimamaktadir

Michael’le Semra ayni Lise de ögrencilerdi hep beraber oturur herseyi beraber yaparlardi cok iyi anlasirlardi  Kiskanan cok olurdu Michaelin eski kiz arkadasi anlayamazdi onu  neden hep semrayla sin o kapali gerizekaliyla  söylenip dururdu Michael bu nedenle kiz arkadasindan ayrilir semrayla daha cok vakit gecirirdi  Semra Michaelin yari Türk oldugu icin ona türkce ögretirdi matamatik dersinde ikisinin de matamatigi süper oldugu icin cok fazla dikkat etmezlerdi. Michael yavas yavas cözmüstü Türkceyi evde de uyguluyordu Semranin ögrettiklerini  zaman böyle akip gidiyordu son üc seneleri kalmisti artik  Michael daha cok sey ögrenmek istiyordu Islami cok merak ediyordu Semra onu cemaate götürmüstü onun Islami ögrenmesine yardimciydi Okuldan kacamak yapip sohbetleri iyice ilerlemisti  1 sene Michael Islami inceleyip birgün Islama gecmeyi ister ve bunu ilk olarak semraya söyler  Okulda Semra SIKI SIKI sarilir Michaele inanamaz cok sevinir. Cok ilerlemistir Arkadasliklari Semra ondan bir dakkika bile ayri durmaya dayanamaz geceleri özler her sabah onu görecegine sevinir

Michael ortadan Kaybolur

Semra hergün gibi sevincle okula geldi ama birsey farkliydi onu hergün güleryüzle bekleyen Michael yoktu yeri bostu  Semra sok olmustu bir an icin kendine gelemedi kendi kendine düsünür belki cani istememistir birgün den ne olucak panik yapma diye. Günler gecer yine yOktur Michael onu aramaya karar verir kalbi dayanamaz allahim ne bu aci arkadasim birkac gün gelmedi diye canimdan can gidiyor sanki  Semra Michaeli arar ama ona birtürlü ulsamaz bütün haftasonu aglar artik anlamistir bu normal bir arkadasliktan ötedir onsuz bir an bile duramaz nefesi kesilir ne olur gel gel diye yalvarir geceye  Pazartesi günü cOk isteksiz gider Okula sinifa giridiginde onunla karsilasinca sok olur gülümsemedigini onu farketmedigini görünce yikilir gözleri dolar michaelin masasindan tutunur düsüp bayilacakmis gibi olur bir an Michael yüzüne ne oldu dercesine bakar ama birsey demez Semra buna dayanamayip aglaya aglaya kosar siniftan disariya nefes alamaz sanki dünyada hava kalmamis gibi hisseder kendini ne olmustu Michaele neden birsey aciklamamisti neden ona sirf bakip birsey dememisti neden onu görmesizlikten gelmisti anlamiyordu  Farketmemisti sesli sesli seni seviyorum dedigini bütün Okul toplanmisti hepsi de semraya bakiyorlardi ama Semra bakislari farketmiyordu feryadlar icinde agliyordu birden o sicakligi hissetmisti dönüp o güzel gözleriyle bakti  Michael semraya SIKI SIKI sarilmisti affet beni Bitanem senden uzak durmaya calistim ama olmadi eski kiz arkadasim anneme söylemis ailem beni horgördügü icin senden uzak durmam lazimdi ama basaramadim senin o güzel yüzüne bakmadan duramadim bir hafta öldüm öldüm dirildim sanki  Semra hic birsey demeyip SIKI SIKI sariliyordu Michaele
Onlarin kocaman Aski

Semra ile Michael artik beraberlerdi her saniyelerini beraber gecirmeye calisiyorlardi Semra nin ailesi cOk sIKI oldugundan sirf Okul zamanlari bulusabiliyorlardi Michael onu herseyden herkezden sakINIyordu elini bile tutmaya kiyamiyordu aylar cok cabuk geciyordu Son sene gelip catmisti Michael kararliydi sinavdan sonra semrayi babasindan isteyecekti Semraya Yüzügü bile almisti haftasonlari calisip ona cOk güzel bir yüzük almisti Semraya hep kücük hediyeler alir masasinin üstüne koyardi  Michaelin annesiyle tamamen baglantiyi koparmisti. Onun dünyasi Semradan ibaretti  Sinava beraber hazirlaniyorlardi  Semra Michael’le cOk mutluydu  Sinavi basariyla tamamladilar ikili artik sira Semrayi istemeye gelmisti

Zor Anlar

Semra babasiyla konusmustu bu gece istemeye gelmek istiyordu Michael. Babasina durumu izah etti ama Babasi bekledigi tepkiyi vermemisti Semra yikilmisiti yalvardi yakardi babasina ama dayaktan baska birsey gecmedi eline. Aksam kapiya gelen Michael abilerinin saldirisina ugramisti Michael onlara hic tepki vermedi isteseydi yikardi onlari cok sportif bir yapiya sahipti Islama gecmeden önce döverdi ama saygiyla karsiladi semradan ölüm ayirirdi bu iki üc yedigi tokat ona tatli geliyordu  hergün kapiya dayanip hergün dayak yiyordu ama yilmiyordu. bütün sehir duymustu olaylari herkez Semranin babasi hakkinda konusur olmustu kizi almanla geziyo bak yetistirdigi kiza bakire bile degildir artik yazik örtüsüne diyenleri duyuyordu. Duymamazliktan gelsede babasi nefretle bakan gözlere tahammülü yoktu Semrayi Amcasinin ogluna vermeye karar kildi. Semra babasinin istegini duyunca birkez daha yIkILDI Michaeli arayip kacir beni neolur dedi Michael cok düsündü korkusu yOktu ama Semrasina kiyamiyordu ailesi yaninda olmadan nasil mutlu olucakti birgün pisman olsa ne diyebilirdi semrasina onun tenine zarar gelmesine kiyamayan nasil aglamasina üzülmesine razi gelicekti  Babasiyla tatliya baglamak icin elinden geleni yapti Michael ama Semra nin babasi almana verecek kizim yok dedi

Ayrilik

Semraya tehdit ettiler evlenecegini söylersen onu öldürürüz dediler Semra evlenmeyi kabul etti kendisini koca denizin icine cektigi gibi hissediyordu bitmisti artik mücadele edicek gücü yoktu Gözlerinden yas bile akmiyordu artik hic konusmuyordu. Dügüne bir gün kala Michaelin haberi oldu Semranin babasinin yanina gitti baba diye seslendi semranin babasina ne olur yapma bizi ayirma allahin askina bunu yapma diye agliyordu Michael Semranin babasinin önüne diz cökmüstü gurur etmiyordu umurunda bile degildi sirf Semrayla mutlu olmakti Michaelin istegi yine babasi Almana verecek kizim yok diyip devam gitti YIKILMISTI Michael bagirarak BU GÜNÜ ASLA UNUTMAYIN diyerek kala kalmisti orda.

Evlilik ve üc sene sonrasi

Semra Amcasinin ogluyla evlenmisti hergün dayak yiyiyordu Kocasindan kocasi iciyor kumar oynuyordu Semra nin hamileligi düsük le sonlanmisti Kocasi iyice dövmüstü aldatiyor eve gelmiyordu  Semra nin ailesi birsey yapamiyordu namusu artik kocasinin elindeydi  Michael ise iyice Islama vermisti kendisini kafayi yememek icin

5 sene sonra

Semra nin evliligi iyce rayindan cikmisti artik heryeri Morlar icindeydi Semra artik basini örtmüyor hicbirseye önem vermiyordu. Michael yeni gelen Hocanin kiziyla cikmaya baslamisti hemen onunla evlenmeye karar verdi mantik evliliydi bu ama yine de sevgisini ondan esirgemicekti. Michael ismini degistirmisti Muhammed olmustu artik ismi. Semra nin babasinin eline dügün davetiyesi geciti yeni hocanin kizi Zehra Nur ve Muhammedin dügünüydü karar vermisti gidicekti  Dügüne gelmisti Hoca damadini tanistirmak icin Semranin babasini yanlarina cagirdi Semranin babasi Michaeli önünde görünce sok olmustu süper konusuyordu Türkceyi sakal birakmis Nur gibi parliyordu yüzü

10 sene sonrasi

Semra nin babasi cok aci cekiyordu dillere destan di Muhammedin Zehra ya karsi ilgisi ve evlilikleri herkez onlari konusuyordu. Ogullari olmustu Muhammed bir yasindan itibaren oglu Yusufu camiye götürüp getiriyordu birgün ayni safta yer almislardi Semranin babasi hüngür hüngür aglayarak elini Muhammedin dizine koydu keske oglum keske Semrami sana verseydim cahillik ettim kizimin hayatini karartim Muhammed elini sIKICA yumrukladi hicbirsey söylemedi bir kac saniye sonra ellini cüzdanina atti Muhammed ozamanlari Semra icin aldigi yüzügü Semranin babasinin avucuna koyup kapatti avcunu sessizce Namazini kilip ordan uzaklasti


yaşanmış aşk hikayeleri

Gerçek ”Aşk’ ;

Bir genç kız delikanlıya sorar:Benden hoslanıyormusun?”Çocuk hayır diye cevap verir. Kız sorar: “Beni sevimli buluyor musun?” Çocuk hayır diye cevap verir.Kız sorar:Kalbinde yerim var mi?” Çocuk hayır diye cevap verir.Kız sorar:”Peki gidersem benim için ağlar misin?” Çocuk hayır diye
cevap verir.Kız üzgün gitmek üzere arkasını döner.Çocuk onu kollarına, alır ve: “Ben senden hoslanmıorum, seni seviyorum. Seni sevimli değil bas döndürücü buluyorum.Kalbimde sana yer yok, benim kalbim sensin ve senin arkandan ağlamam, senin için olurum der.

Seviyor Mu, Sevmiyor Mu!!!

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış.
 
Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
 
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
 
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış.
 
Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
 
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken,vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş.
 
Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini,ne yapacağını bilememiş.
 
İçinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş.
 
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
 
“Merhaba” demiş papatyaya, “Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”
 
Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve “Merhaba” demiş, “Ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
 
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
 
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler.
 
Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.
 
Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
 
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş.
 
Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş.
 
Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
 
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş.
 
Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.Böylece saatler saatleri kovalamış.
 
Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve
“Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek” demiş.
 
Papatya buna bir anlam verememiş. “Neden” demiş. “Yoksa benim yanımda mutsuz musun?” “Hayır,” demiş kelebek.
 
Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür.
Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.
 
Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
 
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya “Seni seviyorum” diyebilmiş ancak.
 
Papatya donakalmış. Sadece “Ben de…” diyebilmiş kelebeğin arkasından.
 
Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. İçinden “Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.” diye geçirmiş.
 
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış.
 
Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış.
 
Her düşen yaprakta papatya, içinden “Seviyormuş” diye geçirmiş.
 
İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş.
 
 
Seviyor Mu, Sevmiyor Mu diye… 

Seviyor Mu, Sevmiyor Mu!!!

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış.
 
Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
 
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
 
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış.
 
Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
 
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken,vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş.
 
Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini,ne yapacağını bilememiş.
 
İçinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş.
 
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
 
“Merhaba” demiş papatyaya, “Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”
 
Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve “Merhaba” demiş, “Ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
 
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
 
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler.
 
Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.
 
Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
 
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş.
 
Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş.
 
Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
 
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş.
 
Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.Böylece saatler saatleri kovalamış.
 
Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve
“Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek” demiş.
 
Papatya buna bir anlam verememiş. “Neden” demiş. “Yoksa benim yanımda mutsuz musun?” “Hayır,” demiş kelebek.
 
Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür.
Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.
 
Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
 
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya “Seni seviyorum” diyebilmiş ancak.
 
Papatya donakalmış. Sadece “Ben de…” diyebilmiş kelebeğin arkasından.
 
Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. İçinden “Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.” diye geçirmiş.
 
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış.
 
Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış.
 
Her düşen yaprakta papatya, içinden “Seviyormuş” diye geçirmiş.
 
İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş.
 
 
Seviyor Mu, Sevmiyor Mu diye…

———————————————————

 

Liseli KIZ;

Yavaş yavaş tırmanıyordu merdivenleri birazdan dönüp sınıfa girecekti.Anlamsız bir güne başlayacaktı.Karşıdan bir süre seyretti liseli kız.Sınıf aynı sınıf,sıralar aynı sıralardı.Bir kaç gün canlandı gözünün önünde.Her zamanki gibi camdan bakıyordu.okul kapısından sevgilisinin girmesini bekliyordu liseli kız.Ders boyunca okul kapısına baktı.Ne olmuştu,neden gelmemişti sevgilisi.Oysa her zaman ki gibi geleceğim demişti sevgilisi.
 
Ağır ağır indi merdivenleri hep onu düşünüyordu.Neden neden gelmedi diyordu, belki de işi çıkmıştı geç kalmıştı.Tesellilerle avuturken kendini mahalleye gelmişti.Fakat fakat oda neyin nesiydi.Bu kalabalığa bir anlam veremedi liseli kız.Dayanamadı yolda oynayan bir çocuğa sordu. Ve birden elindeki kitaplar düşüverdi öylece kalakaldı.Gözleri kararıyordu.Bir ağaç fidanı düşüverdi yere.
 
Gözlerini açtığında annesini gördü “Ne oldu yavrum neyin var”diyordu.Liseli kız konuşmak istemiyordu.Fakat tıkanıverdi.Birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.Kimse anlam veremiyordu.Ne olmuştu,niye ağlıyordu.Sevgilisine ağlıyordu.Genç yaşta toprak olan sevgilisine.Ağladı göz pınarları kuruyana dek.
 
Okula gidip yine kapıda seyretti.Sınıf aynı sınıf,sıralar aynı sıralardı.Geçti oturdu cam kenarındaki yerine.Yine seyrediyordu okul kapısını.Bambaşka bakıyordu.Oda ne? Sevgilisi bakıyordu.El sallıyordu ona.Kırılan camın sesini duymadan bırakıverdi kendini boşluğa.Sınıf arkadaşları toplanmış başına ağlıyordu.O ise camlar ve cam kırıkları arasında gülümsüyordu.Beyaz gelinliği giymişti.Okul kapısında sevgilisinin hayalini bekliyordu.
 
Belki kimse görmeyecekti Liseli kız ile sevgilisinin ruhlarını ve ccelin bile ayıramadığı bu sevgiyi kimse anlayamayacaktı…

—————————————————————-

 

Mektup;

Bilmiyorum içimden sana bu mektubu yazmak geldi özlemlerimi sitemlerimi sana söyleyemediklerimi yazmak istedim ;
bu yazdıklarım sana ulaşacak mı? Ya da sen okuyacak mısın bilmiyorum?
 
Yıllar önce bugün yani (sevgililer günü) buluşacaktık söz vermiştik nerede olursak olalım …gelecektik.
İşte geldim ama sen neredesin ?
Göremiyorum?
gözlerim uzaklara mı bakacak şimdi?
Bir ben yolun ortasında; saçlarımın
dağılmış ellerim soğuk, tenim donuk; soğuk ve sisli karanlık Ankara kışında seni bekliyorum .
 
Ben yalnız ve Ankara’nın sisli ve karanlık kışında kalmışım da seni göremez olmuşum. Ürkek korkak ve bu şehir üstüme geliyor korkuyorum bir an önce kaçmak istiyorum….. belki senden belki, karanlık bu şehirden …..
 
Oysa ki; ne hayallerle takılmıştım kara trenin arkasına, cam kenarına oturup rayları izleyip geçen her saniyenin sana daha çok yakınlaştığımı hissediyordum Seni özlemiş, boynuna sarılıp da öylece kalmak istemiştim ……..
 
Seni soruyorum bu sisli şehre Sorduğum herkes ;
artık o yalnız dolaşmıyor ..
uzaklara dalıp düşünmüyor ,
seni de beklemiyor dediler.
Yıkılıyorum ……
ilk ve son kez!.
Bundan böyle seni ne özlemeye, görmeye ne cesaretim kaldı Ne de ? hiç!
kocaman bir hiç işte….
Hani sen benim her şeyim;
gözündeki ışık
kalbimin deki nehir,
bileğindeki gücümdün.
Söz vermiştik yıllar önce bugün için yani 14 şubatta beni bekleyecektin …..
 
Bir zamanlar 14 şubatta biz varmışız .. şimdi ne şubat kaldı nede biz ……önümüz bahar ve yaz sen de gönlünce yaşa
 
Hepsi bu kadar işte……………

—————————————————————————-

 

Öğrencime Aşığım
 
 
27 yaşında bir kadın öğretmenim. Uzun bir süre önce bir öğrencimin bana karşı bir şeyler hissettiğini fark ettim. Yada kendi kafamdan böyle bir senaryo yarattım. Ben bazen yaparım bunu … çünkü aşka aşığım…
 
Ben de ona karşı bir şeyler hissetmeye başladım. Bu duygu büyüdü büyüdü, sonuçta ben de bunalımlar, bocalamalar başladı. Kendimden utanıyordum, bir başkası anlasa ne yapardım?
 
İnsanların şekillendirdiği ve bizim hiçbir söz hakkımızın olmadığı değer yargıları olmasa bu yaşadığım normal sayılır. Duygular yargılanmamalı ve özgürce yaşanmalı.
 
Sonuçta benden 10 yaş küçük, tam olgunluğa erişmemiş ama çocukta sayılmayan öğrencime bağlandım. Sanki o dünyamdaki diğer yarımdı. Ölünceye kadar aynı duygularla sevebileceğim tek kişi. Ben onu yalnız bu dünyada değil, öldükten sonra da sevmek isteyen, onun yanından bir saniye bile ayrılmak istemeyen, onu canımdan bir parça gibi gören bir deliyim. Onu dünyanın en güzel yaratığı, en harika varlığı olan bir çılgınım. Onunla bir gelecek imkansız, bunu biliyorum… ama isterdim ki hiç olmazsa ona olan duygularımı kendime rahatça söyleyebileyim…
 
O, bu sene mezun olacak. Benim onu görebilme şansım büyük ihtimalle hiç yok. O nasıl, ne yapıyor, iyimi, hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Böyle bir olay var mıdır sizce? Konuşamadığım, soramadığım, haber alamadığım, bakamadığım, göremediğim, kendi içimde bile yaşayamadığım aşk, sevgi, ya da her neyse …
 
Böyle bir acı var mı? İsterdim ki evlendiğini, mutlu, sağlıklı olduğunu göreyim… onun hayatının her döneminden haberdar olayım, yeter ki o varken ölmüş farz ederek yaşamayayım. Beni anlamıyorsunuz değil mi? Tanrıdan şunu diliyorum; tekrar başka bir hayatta olabilme imkanım olursa, beni onunla aynı şartlarda, aynı yerde, hiç ayrılmamak üzere buluştursun… lütfen beni ve duygularımı anlamaya çalışın

———————————————————————————–

Yalancı Ve Sahtekar!

Soğuk bir kış günüydü ve yerler bembeyazdı.Birbirimizi görünce yüreğimizi öyle bir sıcaklık kapladı ki ikimiz de aşk ateşiyle yanıyorduk artık.Günler birbirini kovalıyor ,saatler öylesine güzel geçiyordu ki zamanın farkına bile varmıyorduk.Bu güzellik onun benden sakladığı o kocaman yalanı öğrenene kadar devam etti.
Evet,o evliydi…Ve de çocuğu vardı. Benden bunu saklamıştı.Öğrendiğim o an dünya başıma yıkıldı.Kalbimdeki sızıyı tarif edemiyordum.Göz yaşlarım sel olmuş akıyordu.Gittim ,ondan uzaklaştım.Arkama bile bakmadım. Yüreğimdeki o büyük aşkla beraber ben de yok olmuştum.Bana yapılanları,söylenen yalanları kendime yakıştıramıyordum.Ama o benden vazgeçmemişti.Çok savaştı yeniden birlikte olmak için .Aileme kabul ettirmeyi başardım ve yeniden başladık.O eşinden ayrılmıştı.
Daha da kenetlenmiştik.İleriye yönelik planlar yapıyorduk.Hayaller kuruyorduk.Evlilik fikrini aileme de anlatmıştım.’Mutlu olacağına inanıyorsan sen istediğini yap dediler.Mutluydum.O küçücük yüreğim ’pıt pıt’ atıyordu.Ama yine ters giden bir şeyler vardı.O yine değişmişti ve benden uzaklaşıyordu.Buna dayanamayıp bitmesi gerektiğini söyledim ona.Tereddütsüz kabuk etti.Telefonlara yanıt vermiyor,beni aramıyordu. Doğum gününde onu aradım. Ama telefona çıkan bir kadındı. Yine yıkıldım. Öğrendim ki benden ayrıldığı süre içinde ikinci kez evlenmişti. Üstelik de ondan da kısa süre içinde ayrılmış sekreteri ile çıkmaya başlamıştı. Yaşadıklarıma inanamıyordum. Bu durumu birde aileme anlatmak vardı. Neyse ki onlar çok olgun davrandılar. Ama ben hala o yalancı insanı düşünüyordum. Aradan altı ay geçti kendimi zar zor toparlamıştım. Bir gün beni aradı.
Beni sevdiğini unutamadığı her şeyi unutup yeniden başlayabileceğimizi söyledi. O anda içimdeki büyük sevgi nefrete dönüştü. Ve onu reddettim. Şimdi ayrılığımızın yedinci ayındayız onu unutmadım. Hayatıma kimseyi sokmadım. Erkeklerden hep korktum. Yine aynı şeyleri yaşamak, yine aynı acıları çekmekten korktum. Biliyorum ki hayatımda kimse olmayacak. Çünkü o beni bu genç yaşımda hayata küstürdü, toprağa gömdü. Ona son sözüm şu: Bana bunları yaşattığın için hayatın boyunca sende mutlu olma.

——————————————————————–

 

Ölme Ne olursun…!

Karla kaplı kaldırımda kayıp düşmemek için ağır ağır yürürken birkaç gündür diline doladığı Manga&Göksel Dursun Zaman isimli şarkıyı mırıldanıyordu.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa dönüp “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa, tekrar başa.. Metro’dan evine kadar olan o mesafede hep aynı bölümü tekrarladı.. Gözyaşları öyle güçlü bir şekilde dış dünyaya açılma gayreti içerisinde olsalar da odasına kadar sabredebildi.. Odasının ışığını yakmadan koltuğuna oturdu ve sessiz hıçkırıklarla ağladı.. En son 1999 yaz mevsiminde bu kadar yoğun ve güçlüydü yanağından süzülen yaşlar..Bir süre sonra odasının soğukluğuyla kendisine geldi, sigarasını yaktı, bilgisayarını açtı ve yazmaya başladı;
 
 
 
“Yıllarca hep O’nu bekledim, mutlaka gelecekti çünkü O’da beni bekliyordu.. Biliyorduk bir gün bir şekilde karşılaşacaktık ve ilk karşılaştığımızda bulduk diyecektik.. Bu derece emindim ve yıllarca “ acaba O mu? “ diyerek başka ellerde, başka gözlerde, başka dudaklarda onu aradım.. Üniversite yıllarımdı ve bir sonbahar gününde O geldi.. Muhteşem güzelliğiyle, zekasıyla ve adına da çok yakışan göz alıcı ışıltısıyla “Güneş” bir gün geldi.. Öyle derin, öyle sevecen, öyle harikulade bir şekilde geldi ki ve öyle ışık saçıyordu ki gözleri, geçmişimdeki tüm karanlıkları dahi aydınlattı.. Artık sabah doğan akşam batan güneşe ihtiyacım yok diye düşünmeye başlamıştım.. Güneş’im her şeye yetecekti, beni ısıtacak aydınlatacaktı.. Birbirimizi tanımak tanıtmak için hiç uğraşmadık çünkü dediğim gibi biz birbirimizi bekliyorduk, tanıyorduk.. Ve her şey o kadar güzeldi ki birlikteyken, biraz ayrı kalsak o muhteşem dakikaları çok özlüyorduk.. Artık yetmiyordu birkaç saatlik görüşmeler, bunu anlamıştık.. Birlikte uyuyup birlikte uyanmak nedir bunu da yaşamıştık ama bir-iki günle yetinmemiz artık olanaksızdı.. Birlikte yaşlanmalıydık, buna inanmıştık.. Güneş ve ben.. “Birde oğlumuz olsun adını Kurtuluş koyalım” teklifimi öyle tebessümle karşılamış ve o kadar tatlı boynuma sarılmıştı ki o an şu birkaç yıl hemen bitsinde mezun olup sonsuzluğa imza atalım istedim..”
 
* * *
 
 
“1999 baharı her şeyi ile muhteşem bir şekilde Güneş ile birlikte geçti gitti ve sıcaklığı ile bunaltan yaz mevsimi geldi.. O zamanları daha çok Beşiktaş ve Ortaköy’deki sahildeki çay bahçelerinde değerlendirdik. Ve asla vazgeçemediğimiz hafta sonu ada turlarımız, fayton..
İyi hatırlıyorum çok sıcak bir Pazartesi akşamıydı, Beşiktaş sahilde küçücük taburelerin olduğu salaş çay bahçesinde (Şu sıralar Barbaros Hayrettin Paşa iskelesi olarak adı geçen iskelenin yanı) çaylarımızı yudumlarken bir anda Güneş’e bir şeyler olmuştu. Rengi solmuş, durgunlaşmış, ışıltısı yok olmuştu..
 
 
 
-Neyin var Güneş? Bir anda durgunlaştın seni hiç böyle görmemiştim?
 
 
 
-İçime bir sıkıntı saplandı, ilk defa bu denli bir şey oluyor bu yüzden tarif edemiyorum nedenini çözemiyorum..
 
 
 
-Kalkalım mı? Yürüyelim ister misin?
 
 
 
-Hayır, sen burayı çok seviyorsun.. Kalalım ve sadece beni sevdiğini söyle..
 
 
 
-Sen normal değilsin Güneş, öyle ise bende normal olmayacağım..
 
 
 
Ayağa kalktım ve her zaman tamamı dolu olan çay bahçesindeki ve çevresindeki insanlara aldırmadan bağırabildiğim kadar bağırdım “SENİ SEVİYORUM..!” Şok olmuştu. Ellerinden tutup ayağa kaldırdım ve sımsıkı sarıldık. Gülenler de oldu alkışlayanlar da.. Hiç aldırmadan sarıldık ve sonra yüzüne baktığımda parıl parıl parlıyordu Güneşim, kendine gelmişti.. Sonra çay bahçesinden ayrıldık, yolu uzundu, Beşiktaş’tan Avcılar’a gidecekti bu yüzden geç olmadan onu evine uğurladım.. Ben de evime gitmek için otobüste bir cam kenarına oturdum, camda onun o hali beliriyor içim ürperiyordu.. Ne olmuştu acaba? düşüncesi içinde evime ulaştım. Odamda masamın üzerine O’nun yerleştirdiği ve ikimizin yan yana olduğu resim vardı. Alıp uzun uzun O’na baktım.. O’nun o muhteşem tatlılığına daldım ve bir süre sonra telefonum çaldı;
 
 
 
-Ben evime geldim özlediğim.
 
 
 
-İyisin di mi?
 
 
 
-Nasıl iyi olmam ki çay bahçesinde yaptığından sonra. Eve gelene kadar düşündüm ve karar verdim. Sen delisin ve ben bir deliyi seviyorum..
 
 
 
-Deliyim evet aksini hiç iddia etmedim ki.
 
 
 
Sonra birkaç hoş söz ve gülüşmeler eşliğinde telefon görüşmemizi bitirdik. İçim rahatlamıştı ve neşeli şekilde salona geçtim. Neşeli halim televizyona konsantre olmuş ev arkadaşımın da gözünden kaçmamış olacak ki sordu;
 
 
 
-Hayırdır yüzünde güller açmış..
 
 
 
-Güller güneşi severler bilirsin.
 
 
 
-Ha o mesele, bu arada benim yarın doğum günüm bilesin.
 
 
 
-Nasıl yarın?
 
 
 
-Eee 17 Ağustos işte..
 
 
 
-Tamam yapacakların belli. Pasta, kola, mum falan al, akşam sen mumları üflerken resmini çekerim, sonra doğum günün kutlu olsun derim. Nasıl ama?
 
 
 
Salonda bu neşeli sohbet ile saat baya ilerlemişti. Odama gidip yatağıma uzandığımda saat 00:30 civarıydı.Karışık düşünceler içerisinde uykuya daldım. Derken gecenin sessizliğini yırtan telefonumun sesi ile ansızın uyandım, arayan O idi;
 
 
 
-Bilirsin sana kıyamam, bu saatte asla aramam uyandırmam seni ama sesini duymak istedim.
 
 
 
-Güneş, bak bana doğruyu söyle neyin var?
 
 
 
-Yemin ederim bilmiyorum, tek bildiğim uyuyamadığım.Ve bir de sesini duymak zorundaydım.
 
 
 
-Nasıl zorundaydım? Nedir bu? Ne olur söyle? Neyin var Güneş?
 
 
 
-Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum…
 
 
 
-Bak aklından tüm kötü düşünceleri at ve uykuya dal, yarın bu konuyu mutlaka konuşacağız..
 
 
 
-Tamam hayatım, seni seviyorum, iyi uykular.
 
 
 
-Bende seni seviyorum Güneşim.. iyi uykular.
 
 
 
Aklım iyice karışmıştı, yarın ne olduğunu mutlaka öğrenmeliydim. 15-20 dakika tavana bakarak düşüncelere daldım.. Derken ondan bir mesaj geldi.. “Beni hiç bırakmayacaksın di mi? Hiç bir şey bizi ayırmayacak di mi?” “O nasıl söz Güneş’im, sen bir sabah doğmasan zifiri karanlıkta ben yaşayabilir miyim sanıyorsun? Seninleyim ve bizi ancak ölüm ayırabilir, başka bir neden asla olamaz..”
 
 
 
Mesajı gönderdiğimde O’nun artık rahatça uyuyabileceğini düşünürken o da neydi??? Çok derinden çok garip bir gürültü. Nedir bu?? Yataktan kalkamıyorum.. Nedir bu Allahım!! Neler oluyor? Güneş.. Güneş..

———————————————————————————-

Bir masal gibi ( Muhteşem )

Dondurucu soğukta bir an önce evime varabilmek için
hızla yürürken, ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm..
Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye
acele acele açtım.. İçinde üç dolar ve sararıp kat yerleri
yıpranmış eski bir zarftan başka birşey yoktu…
 
Sol üst köşede yalnızca gönderenin adresi, alıcı adresi
yerinde bir posta kutusu numarası vardı. Bir ipucu
bulabilmek belki biraz da merakımı giderebilmek için
zarfı açtım ve içindeki mektubu okumaya başladım.
Mektup, sol yanı çiçek resmiyle süslenmiş bir kağıda,
özenli bir el yazısıyla yazılmıştı ve “Sevgili Michael”
diye başlıyordu.. Ve “Annesi yasakladığı için
onu bir daha göremeyeceğini” anlatarak
devam ediyor.. “Ama sakın unutma, seni daima
seveceğim” diye bitiyor.. İmza.. Hannah!..
 
Elimde yalnızca, mektubu yazan kişiyle, mektubun
yazıldığı kişinin birinci adları vardı. Eve gider gitmez
hemen telefon idaresini aradım.Görevli kisi, kendisine
bildirdiğim adreste yaşayanların telefon numarasını
vermesinin yasalara aykırı olduğunu söyledi. Fakat
ısrarım karşısında: “Belki, size yardımcı olabilirim” dedi.
“Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve onlar
Kabul ederlerse, sizi görüştürebilirim lütfen bekleyin..”
dedi. İki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi..
“Bağlıyorum efendim.” Telefonda, karşıdaki hanıma
“Hannah diye birini tanıyıp, tanımadığını” sordum.
 
“Bu evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden
aldık” dedi. “Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?..”
“Hannah annesini bir huzurevine yatıracaktı. Oradan takip
ederseniz, belki adres bulursunuz..” deyip bana huzurevinin
adını verdi.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş..
Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki ordan
bilirlermiş.. “Bunların hepsi aptalca aslında” dedim
kendi kendime.. İçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce
yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak
için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradım numarayı..
 
Bir kadın “Şimdi Hannah’nın kendisi bir huzurevinde”
dedi ve numarayı verdi. Hemen orayı çevirdim.. Ses;
“Evet, Hannah burda yaşıyor” dedi.. Saat ona geliyordu
ama hemen yola çıktım, Hannah’yı görmek için..
Devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. Gümüş
saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. Gözlerinin içi ışıl
ışıl ama.. Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu gösterip..
Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve “Genç adam” dedi,
“Bu mektup, Michael ile son kontağımdı.. Onu öyle
seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakışıklıydı.. Hani şu
meşhur aktör.. Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm
diye annem kesinlikle izin vermedi..” Derin bir nefes daha..
“Michael Goldstein harika bir insandı. Eğer bulabilirseniz
ona söyleyin lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep..” Bir ufak
sessizlik.. Bir derin nefes daha.. “Ve onu hep sevdim..”
İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden..
“Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadım ki..”
Hannah’ya teşekkür edip odadan çıktım.
 
Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız
“Hannah Hanım yardımcı olabildi mi size” dedi..” Hiç
değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim” dedim..
Cüzdanı elimde sallayarak.. O sırada yanımda dikilip duran
hademe bağırdı.. “Hey baksana.. Bu Bay Michael’ın
cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde
görsem tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten..
Üç kere ben buldum, koridorlarda..
 
“Michael sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım
tekrar asansöre. Michael yatmamıştı. Okuma odasında
kitap okuyordu. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi.
Michael elini arka cebine attı, hızla.. Sonra sevinçle “Evet
bu benim cüzdanım” dedi. “Öğleden sonraki yürüyüş
sırasında kaybetmiş olmalıyım. Size teşekkür borçluyum.”
“Hiçbirşey borçlu değilsiniz” dedim. “Ama özür dilerim.
İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum.”
“Mektubu mu okudun?” “Sadece okumakla kalmadım.
Hannah’yı da buldum..” “Buldun mu? Nerde? İyi mi?
Hala eskisi gibi güzel mi. Söyle, lütfen söyle..”
“Çok iyi.. Hem de harika” dedim, yavaşça.. “Bana onun
telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım.”
Elime sımsıkı sarıldı.. “O benim tek aşkımdı.. Onu
öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup
geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti.”
“Bay Goldstein” dedim.. “Gelin benimle..”
 
Asansörle üçüncü kata indik.. Odanın kapısı açıktı.
Hannah sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu..
Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu.. “Hannah”
dedi.. “Bu bay’ı tanıyor musun?” Gözlüklerini
ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden..
“Michael” dedi, Michael, kapıda, kısık sesle..
“Hannah.. Ben Michael.. Beni tanıdın mı?..”
“Michael” diye yutkundu Hannah. “İnanmıyorum..
Bu sensin. Benim Michael’ım.” Michael
Hannah’ya doğru yürüdü yavaşça. Sarıldılar.
Hemşire yanıma geldiğinde onun da gözleri yaşlıydı..
“Gördün mü, bak?” dedim “Yaşamda, yaşanması
gereken herşey, er ya da geç, birgün kesinlikle yaşanacaktır.”
 
***
 
Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar.
Pazar günü bir nikah vardı.. Gelebilir miydim?
 
Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael
beni nikah şahidi yaptılar üstelik. Hannah açık
bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de
lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı..
Bir nikah tanığı olarak söylüyorum bu gözlemlerimi…
 
Aşklarını onsekiz yaşın heyecanı ve duygusuyla yaşayan
76 yaşındaki gelin ile 79 yaşındaki damadın nikahında
keşke siz de bulunsaydınız… Altmış yıl önce bittiği
sanılan bir aşk öyküsünün, altmış yıl sonra, kaldığı
yerden nasıl filizlendiğine siz de tanık olacaktınız.

Sohbet Chat mirc Sohbet Sohbet chat islami sohbet Sohbetciyiz chatirc Keyifli Sohbet mirc Diş Sağlıgı müzik dinle klip izle lida Forum sohbet Sohbet sitesi