Bağlantılar

Archive for the ‘Nukteler’ Category

Ne Olursan Ol, Önce İnsan Ol..

  Adam tedirgin ve şaşkın bakışlarla kalabalık kapıya yöneldi. Çekik gözlüsünden iri mavi gözlüsüne, sarı tenlisinden siyah tenlisine her türlü insan yönelmişti kapıya.

İçeri girme sırası kendisine gelince kapıdaki görevli eliyle önünü kesti.

—Bilet bilet!

—    Ne bileti?

—    Görmüyor musun hemşerim herkes biletle giriyor!

—    Ben bilet milet alamam, param yok.

—    O halde giremezsin.

—    Ne  demek giremezsin!? O çağırdı ben de geldim.

—    Kim çağırdı?

—    Kim olacak Mevlana. Ne olursan ol gel, dedi.

—    Hadi hemşerim git işine, bak millet sırada bekliyor.

—    Ben içeri girmeden bir yere gitmem.

—    Çattık belaya yahu!

—    Girmem lazım, çaresi yok.

—    Neden?

—    Yüz bininci tövbemi bozdum.

—    Hıı!

—    Hı ya çekil bana yüz bin birinci tövbemi bozdurma şimdi?

—    Güvenlik güvenlik! Şemseddin ilgilensene şununla!

İri yarı güvenlik görevlisi, yukardan aşağı çatık kaş baktı adama. Kolundan tutup iteklemeye başladı.

—    Gel kardeşim, olay çıkarma hadi!

—    Dur, dur iteklemesene kardeşim!

Kendisini kapının önünde bulan adam, dış duvarı dolaşıp kapalı olan arka kapının eşiğine oturdu. Çaresizliğine ağlayıp gözyaşı döktü. ‘’Üstadım, dedi, ‘sen ne olursan ol gel’demiştin. Şimdi kapındakiler huzuruna parasız olanları almıyorlar.’’ diye inledi.

 

Biraz sonra kapı hafifçe aralandı. Beyaz sakallı, yüzüne utangaç bir pembelik yürümüş bir ihtiyar onu içeri davet etti. Elleri önünde tedirgin, hayret dolu bakışlarla içeri girdi…

Bir zaman sonra mutlu ve umutlu bir yüz ifadesiyle dergahtan avluya çıktı. Yüzünde dağ çiçekleri esintisi…

Güvenlik görevlisinin gözlerinin içine bakarak dış kapıya yöneldi.

Görevli şaşkın!

—    Hemşerim sen nasıl girdin içeri?

—    Efendi Hazretleri açtırdı arka kapıyı?

—    Arka kapı açılmaz ki!

—    Sen öyle zannet.

—    Allah Allah ! Nasıl göremedik senin içeri girdiğini!

—    Gözünü para bürüyenler gerçek kördür. ‘’Onlar göremezler.’’

—     Hı nasıl yani!

—    Hı ya! Gözünü para hırsı bürüyenler aynı zamanda ‘’sağırdırlar duymazlar!’’

—    Allah Allah!

—    Allah ya, Allah diyor bunları!

—    Hı! —    Hı diyen anlamaz, HU diyen anlar!

Adam huzurlu bir yüz ifadesiyle, kapıdaki görevlinin şaşkın yüz ifadesine küçümseyici bir nazar atıp  gözlerden kayboldu.

“Tıp Öyle Söylüyorsa Peki”

ataturk 05a01 150x150 Tıp Öyle Söylüyorsa Peki Atatürk’e böbrek sancısı gelmeden kendisini muayene eden Profesör Doktor Behçet Sabit  Erdelhun’u, Atatürk zahmet ettiğinden dolayı teşekkürden sonra:
- Muayene ve müdahalelerinize hazırım doktor !…. buyururlar. Muayene yapılır ve sorarlar.

- Nasıl buldunuz doktor ? Doktor’un teşhisi üzücü değildir. Fakat kendilerine bazı tavsiyelerde bulunmak tıbbı bir  zorunluluktur. Durumu kendilerine arzeder. Atatürk tatlı tatlı güler. Bu defa Gaziye doktor sorar:
- Akşamları iki üç kadeh alırmısınız Paşam ?
Atatürk  bir müddet durur, güler ve şu cevabı verir:
- Evet alırım ama, sorduğunuz kadeh adedine bir sıfır ilave etmek suretiyle.
Bu cevap doktoru endişeye sevketmiştir. Verilecek cevabı toparlamaya çalışırken Gazi sorar :
- Neye sustunuz doktor?
Doktor şu cevabı verir :
- Susmadım Paşam. Şu kısa sessizliğim emin olsun bir üzüntü ifadesidir.
- O halde doktor, kati tavsiyenizi öğrenmek isterim.
- O halde Paşam, müsadei devletinizle arz edeyim ki o iki üç kadehin önüne konan sıfıra izin  vermiyeceğim.
Bunun üzerine Atatürk aynen şunu söyler :
- Acaib !.. Demek bu tavsiyede israr ediyorsunuz ?
- Evet muhtrem Paşam, ısrar ediyorum.
- Demek bu sıfır meselesinde isminiz gibi sabit kademsiniz?
- Tıp öyle söylüyor Paşam, emir ve irade sizin. Biz sadece tıbbi vazifemizi yapıyoruz.
İşte O sırada Atatürk’ün gözleri odada ki bir levhaya takılır. Eliyle işaret ederek:
- Evet doktor haklısın.
Levhada şu cümle yazılı idi:
“Hak bellediğin yolda gideceksin.” Doktor huzurlarında hürmetle eğilir ve tekrar teyiden arz eder.
- Evet Paşam, biz tıbbi görevimizi yapıyoruz.
 Atatürk doktoru iltifatlarıyla mahcub eder ve bu kadehlere sıfır koymamak bahsinde bile
sofralarında bulunan zevata:
- Vazifei tıbbiyeye mudahale yok !… Buyurarak kadehlerin önündeki sıfırları kaldırırmış.

Nasıl Belli

Bir kocakarıya taşrada bulunan oğlundan mektup gelir. Götürüp birine okutur. Adam cahilin biri olduğu için kekeleyerek okur. Meğer kocakarının oğlu da kekemedir. Adam mektubu okurken kadın şöyle der:
- Ah bizim oğlanın mektubu olduğu nasıl da belli!

Birer Bir Yakıp Kontrol Ettim

Efendi sorar:
- Kibrit ısmarlamıştım. Aldın mı?
- Aldım efendim.
- Şimdi taklit kibritler çoğaldı. Çakıyorsun çakıyorsun ateş almıyor. Dikkat etseydin de taklidi olmasaydı.
- Hayır değil efendim.
- Nasıl anladın?
- Birer birer yakıp kontrol ettim!
Sana Mı Dedi Bana Mı?
Efendinin biri, uşak bir yazılı kağıt verip
“Al şunu fılan efendiye götür. Cevabını al getir” der. Uşak çıkar gider. Geldikten soma efendi der ki:
” Cevap getirdin mi? ”
” Vermedi ki getireyim. ”
” Kâğıdı vermedin mi? ”
” Hayır, cebimde duruyor. Yalnız cevap istedim. ”
” Sen cevap isteyince o sana ne dedi? ”
” Yüzüme baktı baktı “Hay ayı hay” dedi. Ama sana mı dedi bana mı orasını bilemem. “

AT NALI UĞUR GETİRİR Mİ?

Kadıköy Camiinde vaaz vermekte olan Osman Demirci Hoca’ya:
    – Hocam, diye sormuşlar. At nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi?
    – Demirci Hoca:
    – Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. O nallardan her atta dört tane var ama, bütün gün kamçı yiyip duruyorlar.

Sohbet Chat mirc Sohbet Sohbet chat islami sohbet Sohbetciyiz chatirc Keyifli Sohbet mirc Diş Sağlıgı müzik dinle klip izle lida Forum sohbet Sohbet sitesi