Archive for the ‘Makaleler’ Category
İnsanlar Niçin İçki Kadehlerini Tokuştururlar?
İçki Kadehleri, Niçin Tokuşturulur?
Bu konuda iki ayrı açıklama vardır. 1) İnsanların beş duyusunu tatmin
amacıyla şarap kadehini sofrada çın sesiye tokuşturmak. Şarabın rengi, görme; diliyle
tat alma; burunla koklama;eliyle dokurma,ve çın sesiyle işitme. Şarap bütün duyguları tatmin
eder anlamını taşır. 2)Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip,ona
zehirli içki sunması doğal sayılıyordu. Ev sahibi içkinin zehirsiz olduğunu kanıtlamak için
kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir yudumun kendi kadehine dökülmesini isterdi.
Sonra aynı anda içkilerini içerlerdi. Misafir böyle durumda ev sahibine güvenini göstermek için
kadehini ev sahibinin yukarı kaldırdığı kadehe hafifçe vurur, çın sesiyle içkiyi denemeye gerek olmadığını gösterirdi.
Bir Bilge’ye SormuşLar.
Bir bilgeye sormuşlar:
“Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
“Terzimi severim,” diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
“Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok . kimse varken terzi de kim oluyor?
O da nereden çıktı? Neden terzi?”
Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:
“Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.
Gerçek Dostluk Bu
Günün birinde iki dost varmış her ikiside çok iyimiş ama biri saf diğeri ise kurnaz ve açık gözlüymüş.Açık gözlü olan dostun şirketi batmış ve dostundan para istemiş bana borç para verir misin dostu nedemek sen benim en iyi dostumsun demiş ve bütün servetini vermiş.Aradan günler geçmiş açık göz olan işelrini büyütmüş işlerinde ilerlemiş ve dostunun yanına gitmiş senden birşey isticeğim senin nişanlının çok beğeniyorum bana onu verir misin demiş saf olan o benim nişanlım ama sen benim en iyi dostumsun demiş ve veririm demiş ve vermiş.aradan aylar geçmiş bu saf olan sostun bir gün işleri bozmuş ve dostunun yanına gitmiş . ve ondan iş istemiş en iyi dostu ona iş vermemiş tabi bizim saf olan dostumuz biraz ezilip büzülmüş ve dışarı çıkmış yolda yaşlı bir adam oğlum çok hastayım bana şu reçetedeki ilaçları alır mısın demiş ve cebindeki son para ile adamın ilaçları almış ertesi günü bir avukat dün ilaçlarını aldınız . yaşlı adam öldü ve tüm mal varlığını size buraktı demiş çocuk yaşırmış ama bu serveti kabul etmiş çünküihtiyacı vardı buna.
işlerini yoluna koydu ve tam arkadaşının şirketinin karşısına bir ev aldı niyeti sadece en iyi dostunu görebilmekti.birgün kapısına yaşlı bir teyze geldi oğlum çok acıktım bana yemek verir misin dedi adamda teyze veririm ama bir şartla benim yanımda çalışır mısın hem bana yardım edersin hemde karnın doyar teyze kabul eder aradan 3 sene geçer kadın ona oğlum artık senin evlenme çağın geldi artık sana bir eş lazım demiş çocuk bu duruma kabul etmiş tamam teyze tanıdığın biri varsa evleneyim demiş kadın bizim orda çok iyi bir aile kızı var seni onunla başgöz edelim demiş ve en iyi arkadaşına nikah davetisesinden bir tanede ona yollar.ve düğün günü gelip çattığında çocuk mikrofonu eline alıp dostlar size bir diyeceğim var günün birinde benm en iyi dostum varda bir gün işleri battı benden para . istedi bütün mal varlığımı ona verdim benden nişanlımı istedi gözümü kırpmadan ona verdim işlerim bozuldu yanına gittim iş istedim bana sana burda iş yok dedi ve diğer dost kapıdan içeri girdi misafirler size bir diyeceğim var dedi işleim battı ondan borç para istedim verdei bende ona sonra parasını geri verdim . nişanlısını istedin çünkü nişanlısı ona göre bir kız değildi yolda karşına bir adam çıktı ona parasını verdi o beim babamdı kapısa bi teyze gitti ondan yemek istedi o benim annemdi evlenmek istedi evlenceği kızda benim kız kardeşimdir şimdi siz söyleyin GERÇEK DOST KİMDİR..!
Yıllarca Almanlara kızdık

“Avrupa Konseyi üyesi ülkeler birbirinin vatandaşından vize istemezken sadece Türklerden isteniyor” dedik. Bunu o zamanki Federal Almanya Başbakanı Helmut Kohl başlatmış sonra diğer Avrupa Konseyi üyeleri de vatandaşlarımızdan vize istemeye başlamıştı. Nihayet o baraj delindi.
Gerisi kolay gelir. Gelir ama dikkat edin, Almanların 1981′de vize koşulu getirmesine yalandan olsun itiraz etmeyen Dışişleri Bakanlığımızın tutumu hálá değişmedi:
Mehmet Soysal ve Halil İbrahim Savatlı isimli iki TIR sürücüsünün Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan aldıkları kararı hálá duymuş değiller. O yüzden ne Alman hükümeti nezdinde bir teşebbüste bulunduklarına tanık oluyoruz ne de Avrupa Birliği’ne başvurup, “Kendi yargı organınızdan çıkan ve Türkiye’den bilim adamı, sanatçı, sporcularla, hizmet almaya gelenlerden vize istenmeyeceğine ilişkin kararı tüm Avrupa Birliği ülkelerinde uygulatın” dediklerini duyuyoruz.
Çünkü kendi vatandaşlarının haklarını korumak bizim diplomatların pek çoğuna ağır gelir.
Ama Mart 2009′da çıkan yargı kararını uygulayacağını Almanya nihayet resmen kabul etti. Şimdi sıra Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki yükümlülükleri belirleyen 1973 tarihli “Katma Protokol” altında imzası bulunan öteki ülkelere geldi. O nedenle -Bay Sarkozy’ye de ağır gelecek ama- Fransa’nın, Belçika’nın, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya’nın da aynı şekilde bilim adamı, sanatçı, sporcularla “hizmet almaya” gelen Türklerden vize istemeye son vermeleri gerekecek.
Sadece orada kalmak da kanımızca yetersizdir.
Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın verdiği karar, bu 6 ülkeyi bağlar da ötekileri bağlamaz diyebilir misiniz?
Sıra, şu anda 27′yi bulan Avrupa Birliği üyesi ülkelerin hepsinin de “Türklerden vize isteme”ye son vermelerine gelecek.
Tabii Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti -özellikle de onun Dışişleri Bakanlığı- kendi vatandaşlarının haklarını önce Avrupa Birliği sonra da bu ülkeler nezdinde korumayı bilirse.
Aslında bildiğimiz yanlış değilse (emin konuşamıyoruz çünkü Dışişleri Bakanlığı’ndaki yetkililer telefona çıkmadı) “AB’ye üyelik müzakereleri başlayan” ülkelerin vatandaşlarına “vize” uygulanmadığı için Türk vatandaşları Ekim 2005′ten itibaren bu ülkelere vize almadan gidebilecekti ama hükümetimiz onu bile sağlayamadı.
Yeri gelmişken Ahmet Kalafat isimli bir okuyucumuzun bir süre önce gönderdiği bir e-mail sayesinde farkına vardığımız bir başka noktaya değinelim:
Kalafat, Gümrük Birliği’ne üye ülkelerin hizmetlere de eşit koşullarda ulaşma ve yararlanma hakkı olmasına rağmen, kendisi gibi Avrupa Birliği üyesi ülkelerin üniversitelerinde öğrenim gören Türklerden -örneğin İngiltere’de- 14 bin pound tutarında harç (Tuition Fee) alınırken AB üyesi ülke vatandaşlarından 3 bin pound alınmasına itiraz ediyor. “Hakkını arayacağını ve fazla ödemeyi geri almaya kararlı olduğunu” yazıyor.
Tavsiye ederiz, kendi hakkını kendisi arasın, bu bürokrasiye ve bu hükümete güvenmesin.
Ömür Kumaş Gibi Degil Ki
Ünlü bir dokumacının özenle dokuyup sattığı bir top kumaşta bir kusur görülür
ve dokumayıca iade edilerek bedeli geri istenir.
Dokumacı parayı verir fakat iki
damla yaş süzülür yanaklarından.
sorarlar:
Niçin ağlıyorsun? Kumaşı verdik diye bu kadar üzüleceksen alıp gidebiliriz.
Paranda sende kalır.
dokumacı cevap verir:
Hayır kumaş için ağlamıyorum.
Onun bir kusuru görüldü ve geri çevrildi.Fakat, ya ömür boyu yaptıklarım…
Allaha arzolunduğunda böyle bir kusur yüzünden geri çevrilecek olursa, halim nice olur benim? Bir an bunu düşündüm de
ağladım.
Hayat kumaş gibi değil ki, düzeltilsin ya da tekrar dokunsun!