Archive for the ‘Hikaye’ Category
Aşk Kapıyı Çalınca..
Aşk Kapıyı Çalar Bazen..
Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti. Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim.
Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım. Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun, anlayışlı davrandı.
Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim.
Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek.
Nasrettin Hoca..
Nasreddin Hoca bir gün heybe almak için pazara gider. Güzel bir heybe görüp pazarcı ile pazarlık yapar ve 1 akçeye anlaşırlar. Tam oradan ayrılacaktır ki daha güzel bir heybe dikkatini çeker:
- Kaç akçe şu heybe muhterem?
- 2 akçe hocam.
– Aldım gitti, diyen hoca elindekini bırakır ve onu alıp tam gidecekken pazarcı seslenir:
- Hocam. Bu heybe 2 akçe. Sen 1 akçe verdin.
Hoca sinirlenir:
- Bre cahil adam! Sana önce 1 akçe verdim. Sonra da 1 akçelik heybe bıraktım! İkisi eder 2 akçe. Daha benden neyin parasını istersin!
AyrıLık MeKtuBu Hikayesi
Sen gittin Bir zifiri karanlık bir zından yalnızlığı ağır bir boşluk bıraktın geride Gittin ve dönmeyeceksin bir daha Haklısın gidişinde, bu aşkı bitirmekte haklısın. Tek söz söyleyemedim Yüzüne bakamadım. Karşında ağlamadım Eridim tükendim, bittim Sonsuzlukta bir insan nasıl olur sesi soluğu nasıl duyulur
Elveda aşkım Elveda sevgilim Sen kendini hiç böyle gereksiz böyle değersiz böyle yapayalnız hissettin mi Ayrılık ölüm kadar acı ve soğuk Aynalara bakıyorum Aynada gördüğüm ben değilim. Gözlerim cehennem ateşi dudaklarım mühürlenmiş Ellerim titriyor Yüreğim kızgın demirlerle dağlandı Yokluğunun bedeli çok ağır sevgilim
Sevinçlerim hayallerim umutlarım renkli dünyam elveda Elveda yaşamak Yaşamın anlamı elveda. Kimse farkında değil yokluğunun. Sensiz ne hallerde olduğumu kimse bilmiyor Anlamıyor yitip giden bir aşkın kederini
Düne kadar en yücesini yaşadım mutluluğun, ayaklarımın altından kayıp gidiyordu toprak, denizlerin ovaların üstünde uçuyordum. Güneş kadar yakındı bana aşk. Güneş kadar sıcak ve parlak Bıraktın birdenbire kanatlarım kesildi. Hızla çakıldım yere boşluğun içindeyim şimdi hiçbir şeyim Oysa dünyanın en zenginiydim Bütün çiçekler bizim için açardı bizim için ballanırdı meyveler ekinler bizim için bereketli sular bizim için çağlardı Şimdi toz duman içinde kızgın bir çöldeyim Yönümü yolumu şaşırdım Sam rüzgarlarına bıraktım gövdemi sürüklenmekteyim
Sen bensiz nasılsın bilmiyorum Rahat mısın mutlu musun bu kadar çabuk beni unutur musun Nasıl birden mazi olursun
Düne kadar gözlerinden aşkı içtiğim, dudaklarında yüreğimi erittiğim, uğruna bıçaklar çekip dünyaya meydan okuduğum ey sevgili nerdesin? Kimlesin kimlerlesin Kimlerle oynaşır gönül eğlersin Ben burada, terk edip gittiğin yerdeyim
Elveda aşkım Elveda birtanem Elveda sevgilim! Elveda sana
Ayrılık metkubu hikayesini okudunuz
imkansiz aşk hikayesi
sana sevgimi aşkımı sana aşık olduğumu bu mektubumla inan anlıyacaksın Sen beni hiç anlamadın ama bu sefer sana seni nekadar çok sevdiğimi sana nekadar aşık olduğumu anlıyacaksın
canımın içi ben ne zaman sana aşkımla sevgimle yaklaşsam sen hep beni ittin.Nedeninide biliyorum ama nedense seni çok seviyorum Sen benden yaşlarca büyüksün sen benim aşkım değil öğretmenimsin ben sana aşkım diyemem sana canımın içi diyemem.Ama inanıyorum bu kelimeleri hem kendimden hem de senden duyacağım.Buna ta derinden hissediyorum
Sen benisıradan bir kız olarak görüyorsun belki ama biliyorsun benim seni deli gibi sevdiğimi.Ben sana açım seni arıyoru boş sokaklarda.Eminimki biulacağım ümidim var halen.
Şuanda körbir kuyudayım ışığaa okadar çok ihtiyacım varki ne yazık ki ışık okadar az ki ne yapacağımı bilmeden beni gelip kurtaracak kişiyi bekliyorum hem de tükenmeden yorulmadan bekliyorum beni buradan kurtaracak kişiyi BENİ KURTARACAKMISIN
Dua ediyorum ALLAH’IMA bir daha dünya ya gelirsemki seninle aynı yaşta olarak gelmek isterim ve seni şehir şehir sokak sokak karış karış arayıp bulacağım İNAN BANA HOCA
imkansız aşk hikayesini okudunuz.
hikayeler duygusal hikayeler
| Baba ve kızı; Yil 2020,kizim 18,ben 47 yasindayim… “Baba bizim bayragimizda sizin zamaninizda Ay-yildiz varmis neden simdi hac isareti ve anlamini bilmedigim renkler var? Eskiden her mahallede 1-2 cami varken,simdi neden her ilde bir cami var,dedem bahsetmisti daha önce ezan denen bir sey varmis,gunde 5 defa camilerden okunurmus simdi bu can sesleri ne baba? Filistinlilerin zamaninda topraklarini parca parca satarak Baba kucukken herkesin beni Aybuke diye cagirdigini Bizim evin önunden tanklarla gecen Amerikan askerleri kim Elime gecen gun bir kitapgecti baba,senin gencliginden kalan .Biz Ankara’ya tasinmazdan önce memleketimizin ismi Gaziantep’mis ve 6317 sehit vererek “Gazi” lik unvanini kazanmis.Neden simdi oraya kurdistan diyorlar baba.Baba hani sizlere kurtlerle Turkler kardestir demisler,peki kardeslerim neden bizi öldurup ulkemizde ayri devlet kurdular. Baba o kitapta Ataturk diye birinden de bahsetmisti.O her kimse 1933′te Bursa’da bir nutuk vermis,ben simdi bile ne kastettigini anlayabiliyorken,sizin gencliginiz bu kadar mi cahildi de o uyarilari dikkate almadiniz. simdiki kurdistan topraginda yer alan Suleymaniye’de askerimizin basina cuval gecirmisler ve sen o dönemde genctin,hic mi kanin donmadi baba.Neden hesap sormadiniz bunlari görmezden gelen yöneticilerinize? O az önce bahsettigim Ataturk size bir hitabe yazmis ve sizi hain yöneticilere ve usaklara karsi uyarmisve hitabenin sonunda da “Muhtac oldugun kudret damarlarindaki asil kanda mevcuttur.”demis.Baba kaniniz o kadar bozuk mu ki Baba Turkiyeli ne demek,biz Turk cocugu degil miyiz,soyumuz belli degil mi bizim ,o kitapta okumustum “Ne mutlu Turkum diyene” yaziyordu.Peki baba ben neden mutlu degilim.Turkum demek sucsa ve kötu bir seyse siz eskiden neden söylerdiniz. Baba biz Kurtulus Savasi denen bir sey yasamisiz,kitaba göre dunyanin gördugu en sanli savasmis ve o savasta 4 milyon sehit vermisiz.Madem bu vatandan bu kadar kolay vazgececektiniz de neden o kadar sehit verdiniz. Hic mi kitap okumadiniz,hic mi sizi uyaran olmadi,hic mi Senin eski cd’lerden dinledim baba,bizim de bir istiklal Marsi’miz varmis,o marsi yanlizca köru körune ezberlediniz mi?Atalarimiz sizi her firsatta uyarmis,demis ki “Ey Turk titre ve kendine dön.”Baba ne zaman titreyeceksiniz,Ankara’yi da kaybettikten Baba sen son bagimsiz olan Turkiye Cumhuriyetini gördun.”Ya devlet basa,ya kuzgun lese” diyebilecek bir Hasan Tahsin,bir sehit sahin,bir Sutcu imam yok muydu aranizda?Yaziklar olsun baba sizin gencliginize! Bu gunleri görecegime hic dogmasaydim baba.Turklugunuzden |
yaşamak denen ölüm
|
| ben fatma hikayeme surdan basliyim benim annemle babam yaklasik 14 15 senedir ayri ben ve ben ablam kardesim annemle kaliyoruz ben simdi 20 yasindayim bundan 5 sene önce birini sevdim evli cikti bilmiyordum kollarimi dogradim sigara kullanmiyordum ona basladim annemle durmadan kavga ediyordum agza alinmiycak sözler söyluyodum annem butun arkadaslarimi begenmez hep onlara kötu derdi tamam hakkini ödeyemem ama bazen öyle kelimeler kullaniyorduki canima yetiyordu kardeslerinin lafiyla kac defa gelip beni dövdu onlar ne derse onu yapiyordu herkez bize sizin basinizda baba yok sizin icin iyi konusmuyorlar diyorlardi pic diye kac defa teyzemler laf söylediler baba özlemi yuregimde öyle derin yaralar acmistiki gittiyi gunden beri hep dönmesini bekledim artik baba kokusunu unutmustum bayramlarda özel gunlerde hep eksikligi yuregimi yakiyordu babamla bigun konusurken hapliydim intahar ettim 35 tane depresyon ilaci ictim ölumle burun buruna geldim herkez yanimdaydi o yine yoktu aramislar demis ki ölurse ölsun 15 dk yola bile gelmedi ben yine bunlari sineye cektim aradim 1 ay önce yalvardim yakardim göruselim diye senden ne para ne pul istiyorum yanlizca sevgi ben bu hayata tek basima gelmedim neden bu aciyi tek ben cekiyorum dedim son cumlesi beni seviyorsan beni birdaha arama oldu ben bizi dövmelerini esimi istemiyorsaniz benide istemeyin diyisini cektirdigi izdiraplari unuttum o yinede barismadi sankiiki yabanciymisiz gibi hergece ALLAHa yalvardim ALLAH I bu gözyaslarimin yasadiklarimin acisini ondan sor diye telefonu kapattiktan sonra hapi alkolu esrari birakmistim tekrar basladim daha sesi kulaklarimda ben yarimim ellerim varsa sanki ayaklarim yok sanki kalbimi kizgin bi sisle hergun yakiyorlar hangi erkekle ciktiysam sevgi aradim ama sevmedim butun bu cektilerim babamin ve ailemin bana vermedigi sevgiydi disarda orda burda olmayan seylerde aradim ama yinede ayni aci hersey bulunuyo ama sevgi olmuyo hep herkez bi et parcasi pesinde verirsen iyisin vermezsen senden kötusu yok hayatta görup görule bilecek her kötulugu gördum ama hic. bir izdirap ailemin verdigi kadar olmadi artik eve bile gitmek istemiyorum yinemi kavga olcak yine ac yatacam yinemi aglicam diye ne beni anlayacak biri cikti nede ben kendimi anlata bildim her huzunlu parcada yasadiklarim gelir aklima dayanamam aglarim kimse kendi zevkine icmez aglamaz herkezin yureginde sakli ama sizlatan sebebi vardir dogarken neden agladigimi yasadikca cok iyi anliyorum |
Kırmızı Düğün
|
| En özel günüydü hayatlarının ve ihtişamlı… Artık bir arada kalacaklardı. Mihrap önünde edecekleri yemine göre. Kırmızı olmalıydı gelinlik; kan kırmızısı. Hayatın kendisi! “Kan mıydı hayatı oluşturan” diye düşündüğünde en bilindik cevabı, “evet” idi. O zaman kanı simgeleyecekti gelinliği. Damat da pek bir hoştu Katya’ya göre o gece. Nasıl da heyecanla bekliyordu yürüyen gelini seyretmeyi, duvağını açışını ve yemin etmeyi huzurunda tanrılarının. Gelini önceden görmedi Ferdan; ama kırmızıdan haberdardı. Hem de öyle bir haberdardı ki bütün gün aç bıraktı kendisini. Susamıştı Ferdan. Yemin için ve dahası için… Katya aynada bakmıyordu kendine. Hazırlanan odada ayna bile yoktu. Nedimelerinin ona iltifatları zaten ne kadar güzel olduğunun bir kanıtıydı. Kendisi de emindi o akşam dünyanın yaradılışından bu yana en güzel kadını olduğundan. Belki de kadından da öteydi… Tanrıça. Katya Ferdan için de kırmızıyı tercih etti o gece için. Siyah frak ceketinin altına giydiği kırmızı gömleğiyle bütünleşeceklerdi gelinliğiyle. O ihtişama tanık olacaklara da şart koşulmuştu. Gecenin rengi olduğu kadar temasıydı da kırmızı. Kırmızının neleri simgelediğini hissetmek, kırmızı giymek kadar şarttı davetlilere. Yoksa yemin bozulacak gibiydi. Yemini bozmak günahtır… Katya günahın ne demek olduğunu çok iyi bildi geçirdiği yüzyıllar boyunca. Feda edilen yansımasına Ferdan’ın ona duyduğu aşkla teselli buldu. Asla güzelliğini göremedi Katya. Sadece sezgilerini kullandı. “Yer yüzünde yaşayan hiç kimse bu aşkın önüne geçemeyecek artık. Ama Tanrı’nın gazabı hep üzerimizde… .” Ferdan’ı yiyip bitiren bu düşünce saatler geçtikçe şiddetlendi. Katya’nın özgüveni onu rahatlatmaya çalışsa da Tanrı gazabının ne demek olduğunu ailesi ona çok küçük yaşlarda öğretmeye çalıştı. O gece ne Tanrı, ne de gazabı kırmızının gerçek niteliğine bürünemeyecek ve ötesine geçemeyecekti. Ferdan için ne ailesi vardı ne de yıllarca korumaya çalıştığı inancı. Hepsini Katya kırmıştı çünkü. Ferdan ise bütün beyninin arkasında yatan düşünceleri Katya’yı anahtar olarak kullanarak açtı. Gencecik yaşına gereksiz tecrübeleri sığdırdığını ve bu tecrübelerden çıkardığı sonuçlarla hayatını allak bullak ettiğini düşünüyordu. Ailesini reddettiği gibi hayatı da reddetti. Hayatın yeşil çayırları, güneşin parlak sarısı ve gökyüzünün engin mavisini darmaduman etmeye razıydı. Sırf kırmızı tutkusu ve karanlığın ulaşılamayan boyutu için. Ama ulaşacaktı karanlığa. Katya yanındayken ulaşılamayacak hiçbir şey yoktu yeryüzünde. Ölüm sonrası cennet ve cehennem dışında. Elbet günün birinde oraları da tadacaklardı ama bu teori onları çok rahatsız ediyordu. Hele hele o en özel günde. Katya yeni bir hayat bağışlayacaktı Ferdan’a. Bir düğün arifesinden hiç bahsetmedi. Ne de bir balayından. Ona bahşedebileceği tek şey yeni bir hayattı. Ferdan’ın Tanrıça’sı… Hüzünlü ama bir o kadar tutkulu, güzel ve tehlikeli. “Benimle sınırlı bir dünyaya var mısın ? Dünya sınırlı olabilir ama ikimiz asla.” Hiç tereddüt etmeden “evet.” dedi Ferdan Katya’ya. Ve günü kararlaştırdılar. Davetliler kırmızılar içinde taş binanın özel ikişer sıralar halinde sıralanmış iskemlelerinde yerlerini aldılar. Donuk yüzlerine yaptıkları makyaj o geceyi Tanrı’nın kutsalından uzaklaştıracak, ölümün soğukluğunu hissettirecekti Ferdan’da. Ama bir süreliğine… Ve sonra ölüm Ferdan’dan uzaklaşacaktı. Sahip olduğu ten ne kırışacak, ne de vücudu dayanıksızlaşacaktı. Mihraba doğru yürümek üzere olan Katya organ müziğine ayak uydurmak istiyordu. Elinde bir buket gonca gül ile yürümeyi beklerken Ferdan da onu altarda bekliyordu. Tam göbeğinde… kesik kesik nefesler alarak. Kırmızı halıdan kırmızı gelinliğiyle yürüyen Katya’ya nedimeleri eşlik etti… Yavaş ve ahenkli yürüyüşüne. Davetliler ayağa kalktı. Yüzlerinde gelini gördükleri anda oluşan tebessüm, köpek dişlerinin sivriliğini gösterdi Ferdan’a. Ferdan ürktü ama soğukkanlılığını bozamazdı. Ne de olsa Ferdan bu kutsal olmayan ailenin son ayağı ve son halkası olacaktı birazdan. O güne dek korkmadıysa o saatten sonra korkmak anlamsız ve boş kaçardı. Ve yemin etmek için yanındaydı Katya Ferdan’ın. Hastalıkta sağlıkta, iyide kötüde ona eşlik edeceğine dair… ölüm onları ayırıncaya dek. Ölüm onları ayıramayacaktı ki… çünkü onlar ölüme meydan okuyanlardandı. “Yemin ederim… seni eşim olarak kabul ediyorum Katya.” “Yemin ederim… seni eşim olarak kabul ediyorum Ferdan.” Ferdan değildi kırmızı ihtişamlı gelini öpecek olan. Katya ağzını açtı ve Ferdan’ın boynuna dişlerini geçirdi… ölüm öpücüğüydü hayatlarını birleştiren ve yemini ettirten. Ferdan zayıf düştü ve yere yığıldı. Katya ihtişamını bozmadan elini tuttu Ferdan’ın. Elini ona yakışan narinlikle öptü ve Ferdan gözlerini açtığında onu mihrabın önünde yığıldığı yerden kaldırdı. Halen ona yakışır hassaslıkla. Ölüm öpücüğünün ardından gerçek romantik öpücüğün sırasıydı. Nefeslerini tutmalarına gerek yoktu ki… hava ciğerlerine temas etmediği için. Davetli ölümsüzlerin alkışları eşliğinde en az iki dakika kadar dudaklarını ayırmadılar birbirlerinden. Katıksız saf sevgi öpücüğüydü bu. Ne bir çıkar bekleyerek, ne de en ufak bir pişmanlık duyarak. Katya gül buketini davetlilere doğru fırlattı… Gecenin teması kırmızıydı, kandı. Kandı Katya’ya hayat veren ve de bundan böyle Ferdan’a verecek olan. Yaşamın kaynağının ta kendisi. Beslenme ihtiyaçlarını bundan ve belki de başkalarının hayat kaynağını emerek karşılayacaklar ama her zaman birbirlerine karşı bir aşk duyarak. |
Korku Gölü
|
| Gölde tek başıma yüzerken suya daldığımda ilk defa orada gördüm onu. Islanmamış siyah bir takım elbise ve bembeyaz suratıyla beni ayaklarımdan kavrayıp gölün dibine doğru çekti… Göz diyebileceğim yerlerde iki siyah ve derin boşluk, ağız diyebileceğim yerde ise sadece uzun ama çok uzun bir çizgi vardı. O anda kalp krizi geçirebilirdim ve sudan nasıl çıktığımı hatırlamak bile istemiyorum. Ayaklarımdan beni dibe çekmek için çırpınıyor, kulaçlarım onun çekim kuvveti karşısında yetersiz kalıyordu. Hemen hemen kimse inanmamıştı bana ama biliyordum ki gölün dibinde yaşayan korkunç bir adam vardı. Neden göle giren aşıkların başına böyle bir şey gelmemişti bilemedim ama cesaretimi toplayıp bir kez daha göle girip onunla yüzleşmem gerekiyordu. Belki de bir tek ben vardım gölün o kadar dibine dalan… Diğerleri göle sadece sevişmek için girip, birkaç kuvvetli öpücükten sonra bir iki kulaç atıp gölden hemen çıkıyorlardı. Ben ise gerçekten yalnız yüzmeyi seviyordum. Tüm kasabaya anlatmaya çalıştım gölde yaşayan bir adam olduğunu. Onun tipinden bahsettim onlara ama dinleyen olmadığı gibi beni azarlayan bir tayfa da çıktı karşıma. Ben de çok kuvvetli ve sınır tanımayan bir hayal gücü varmış ve bu hayal gücüm, nerede ne zaman ortaya çıkacağını bilmiyormuş. Onların vaktini böyle masallarla harcamamalıymışım… Ama içlerinden birisi bana inandı elbette. Benimle göle geleceğinden ve göldeki o adamı arayacağından bahsetti. Halbuki tavırları daha çok bana yanıldığımı kanıtlamakmış. Eğer göldeki o adamı bulamazsak o zaman kasabalılardan ciddi anlamda bir özür dilemem, bir daha böyle hikayelerle onları işlerinden alıkoymamam gerekiyormuş. Birlikte göle gittik. Öğlen saatleriydi. Suya daldık ve adamı aramaya başladık. Kasabalının daha çok gölde keyif yapar gibi bir hali vardı. Sırt üstü kulaçlar atıyor, suya dalıp çıkıyor ve arada beni güldürmek için ağzından su püskürtüyordu. Benim yaşlarımda olan bir çocuğun buna gülmesini beklemesine rağmen benim çok daha ciddi bir takıntım vardı. Ona göldeki adamı göstermek ve göldeki adamın icabına bakılması gibi. Göldeki adamı bulmak o kadar da zor olmadı benim için. “Orda… Orda işte!” dercesine çırpındım suda. Suyun yüzüne çıktım ve kasabalıya bağırdım. “Dikkatli ol… Orda işte göremiyor musun?” “Ben kimseyi göremiyorum oğlum…” Adamı görebiliyordum. Anlattıklarımla birebir olarak ıslanmayan takım elbisesi, bembeyaz kemikli suratı, göz çukurlarındaki boşluk ve ağız yerine kocaman bir çizgi ile. Adam o koskocaman çizgisiyle bana doğru yüzmeye başladı. İğrenç ağız çizgisi gülümsüyordu. Bembeyaz suratına eşlik eden üç beş tel uzun saç suyun içinde kıvrılıyordu. Benimle göle giren kasabalı ise onu halen göremiyordu. Adamı aramak için nafile suyun dibine dalıyordu. Takım elbiseli adam bana doğru yüzerken ben de yanımdaki kasabalıya doğru yüzdüm. İkimiz de silahsızdık ama yanımda benden yaşça büyük birisinin varlığına sığınmıştım ve bunda bir sorun yoktu. Sanki kasabalı beni kurtarabilirmiş gibi gelmişti. Kasabalıya doğru yüzdüm. “Geliyor, geliyor. Dikkatli olun lütfen… Yardım edin hadi…” Halen göremiyordu adamı. Adam ise beni çoktan ayaklarımdan yakalamış, dibe çekmeye başlamıştı. Suda çırpınıyordum. Kasabalı görüş açımdan çıktı. Benim gördüğümü nasıl göremedi, hiçbir fikrim yoktu ancak körlüğünün cezasını çekeceğini ne ben ne de o biliyordu. İyicene dipteydim artık. Kasabalı beni kurtarmak için suyun dibine dalmamıştı. Onun suyun yüzeyinde ne yaptığını bilmiyordum. Benim kaybolduğumu görmek onu telaşlandırmalıydı halbuki. Adam beni kendine doğru çevirdi. Ağzındaki o çizginin açıldığını gördüm. O açıklıktan rahatlıkla tüm vücudum geçebilirdi. Adam ağız çizgisiyle dudaklarıma dokundu. Suyun içinde nefes alamadığım için artık kendimi kaybetmek üzereydim. Adam uzun, ince, kemikli parmaklarını yanaklarımda gezdirdi. Pis ağzı artık dudaklarımdaydı. Dudaklarım acımaya başladı. Adamın ağzından çıkan sıcak nefesi ciğerlerimi doldurdu ve derin bir nefes alabilmemi sağladı. Evet, pis adamın hayat öpücüğü sayesinde nefes alıyordum ancak gözlerimi iyicene açtığımda bana bakan göz çukurlarını gördüğümde başım döndü. Yeniden gözlerimi açtığımda beni kavramış herhangi bir varlık yoktu. Yüzeye çıkıp kasabalıyı aramalıydım… Ona bana neden yardım etmediğini, neden o adamı görmemiş gibi yaptığının hesabını sormalıydım. Belki de çoktan gölden çıkıp barın yolunu tutmuştu ve hatta belki de benim saçmalamanın doruk noktasında gezdiğimi gülerek ve abartarak anlatıyordu. Tam suyun yüzündeydi kasabalı ancak sırtüstü yüzen ya da daha doğrusu süzülen hali bir tuhaftı. Ona yaklaştım ve dokundum. Kaskatı kesilmişti. Onu kendime doğru çevirdiğimde vücudunun göğüs kısmının tamamen yarıldığını, ayak bileklerinin kemirildiğini fark ettim. Hele suratı… Şu an bile tir tir titreyen ellerim kasabalının o korkunç suratını yazmaya cesaret edemiyorlar… Bazıları kör oluyor… Hiçbir şey göremiyorlar. Kasabalı kördü ve görememişti. Göldeki adamı görebilmeliydi ve belki de onun hayat öpücüğünden faydalanmalıydı… Bazıları buna hayal gücü der, bazıları da bunu canlarıyla öder… Benim hayal gücümde ise gölün derinliklerinde yaşayan bir adam vardı. Hatta sadece hayal gücümde var olmadığını, gerçeklikte de var olduğunu biliyordum. Benden sonra göle girecek olan aşıklar ve de kasabanın yaşlıları da göldeki adamdan paylarını alacaklar mıydı merak ediyorum… Aşıklar belki affedilebilirdi ama yaşlılar ve kendini yeterince olgun sananlar asla |
Can mı? Aşk mı?
|
| Bir Gun Hayattan Baglarini Koparmis, Ne olacagini bilmeyen ki zaten dusunmeyen, hayati Umursamayan Sadece Onu Sevenler icin Yasayan Ve Allahin Verdigi Cani Geri Almasini bekleyen bir genc tesaduf eseri yine hayati alaya aldigi bir gun Yine Kendisine Yakin Beklide Daha Kötu Durumda Olan bir Kizla Tanisir. Genc Butun alayci Vurdumduymaz Sade gereksiz Tavriyla Kizla Konusurken Kizin ilan-i Ask?i ile sasirir. Nereden cikti bu simdi. Genc Dalga geciyor diye kiz dami havaya uyum saglamak icin Gencin gittigi yoldan gitmeye karar vermisti anlayamamisti. Ama buyuk olasilikla dusundugu gibi oldugu icin normal davranmisti ve sohbete hic bir sey olmamis gibi devam etmeye calismisti. Ama Kiz israr ediyordu ve Beklide dunyada cok az insanin kabullenecegi seyi yapacagini onu karsiliksiz sevecegini söyluyordu. Genc Tuhaf karmasik duygu ve dusunceler icerisindeydi. Gecmiste Yasadigi Uzun Yillarini alan Buyuk Umutlarini hayallerini gelecege dair planlarini kisacasi butun gecmisini ve gelecegini bir anda yikan birinin biraktigi cok buyuk hasarli kucucuk bir kalbi yalandan, dolandan hele ki bos vaatlerden korumasi gerekiyordu. Zaten o yuzden Hic bir seyi önemsemiyordu hayatta kimse kirmasin zedelemesin daha zaten evvelden hasarli kalbini. Ama Sebebini bilemeden anlamadan o karsilik beklemeyen samimi kiza karsilik vermeye basliyordu kalbi ve kalbinin hukmettigi elleri gözleri beyni. Ve Dayanamamis gencte karsilik vermisti kiza. Ve iyi ki de yapmisti bunu. cunku Gercektende aradigi biriydi o kiz. Bir daha yasamak istemedigi yasayacagina da inanmadigi aski dolu dolu yasamaya baslamisti o ve kiz. Birbirlerine dunyanin en guzel isimlerini takiyor en guzel iltifatlari ediyor En guzel hayalleri kuruyorlardi gerceklestirmek uzere. Ve nice guzel sey. Her sey Muhtesem gidiyordu. Her ikisi de birbirinin mutlu olmasi icin tabiri caizse gözlerini kulaklarini dunyaya ve hayata kapamis ellerinden gelenin en iyisini yapmaya calisiyordu. Genc bazen istemese de tek ve beklide son askini kiriyordu, kiz da gencin ama hemen birbirlerini affediyordu. Asklari o kadar ilerlemisti ki genc hic dusunmeden bir yuzukle Hayatinin Askina Evlenme teklifinde dahi bulunmustu ve kizda zaman kaybetmeden kabul etmisti. Bununda ötesi yoktu artik birbirlerinin olmamalari icin hicbir neden yoktu sadece birbirlerini birakmayacak her zaman birbirlerinin yaninda olacakti. Evlenme teklifinin uzerinden fazla bir zaman gecmeden genc Deli gibi sevdigi Askinin mesajlarinda artik sebebini bilmedigi tuhafliklar sezinlemeye basladi. cunku Hayatinin anlami artik mesajlarinda Ne askim Ne canim ne cicim guzel olan hicbir sey yazmiyordu, mudure verilen gunluk rapor gibiydi mesajlari. Ve birkac gunden fazla dayanamayip sordu yanit alana kadar. Ve bir soru sordu kiz gence ?Can?mi Ask?mi? Gencin butun hayati film seridi gibi gözlerinin önunden gecti. Ask dedi genc! aileden biri olmamasi disinda ki kendisi aileyi de katsa AsK derdi. Ve ögrendi ki hayata onunla sifirdan basladigini her seyin yeniden olustugunu onsuz bir hayati dusunmedigini söyleyen kiz eskiden karsilikli sevdigi ve ayrilarak hayatindan cikarmak zorunda kaldigi biri ile arkadasca görusuyormus. Ama onun annesi kizi arayarak kanser oldugunu ve kizla görustugu gunden beri onun hep mutlu oldugunu söylemis ve kiz iki arada bir derede kalir gibi onumu yoksa gencimi sececegini dusunmeye baslamis. Halbuki Asklari her seyden ustundu hicbir sey onlari ayiramazdi. Genc yikilmisti. Nasil olurda böyle bir secimi dusunebilirdi kiz. O kadar zaman yasadiklari bosuna miymis verilen sözler edilen yeminler kimeymis nedenmis. Genc hayatinda hic yapmadigi yapmayacagi seyi yapmis kiza iyi dusunmesini ve yanit vermesini söylemis. Halbuki o genc hayatinda hicbir zaman o tarz secimlere girmemis girdigini ögrendiginde de bir kalemde ona onu yapani silmisti. Ama kiz Onun hayatiydi her seyiydi Evlenmeyi dusundugu tek ve son kisiydi, hemen silip atamazdi. Gunler gecmisti gencin elinde telefon herhangi bir mesaj bekliyordu hayatindan. Kendi atmak istemiyordu aski kararini daha saglikli vermesi icin. Ta ki dogum gunune kadar. Dogum gunu basindan sonuna kadar uyumamis en azindan o gunde onu yalniz birakmamasini istemisti genc. Aradan neredeyse bir ay gecmisti sevdiginden o yaniti daha dogrusu soruyu aldigi gunden o gune. Aski ve sevdasi icin cok önemli bir gundu o gun. Bir mesaj ya hayatinin aski ile ömru devam edecekti, ya da o gunde bile onu hatirlamayan birinin onu sildigini dusunerek o muhtesem her seyiyle dörtdörtluk oldugunu dusundugu inandigi yasadigi askini sevdasini koparip kalbinden atacakti. Gelmedi? Gunlerce bekledigi o gun gelmisti ama mesaj gelmemisti. Kendini hayattan kopmamak icin zor tutuyordu genc. Koparacakti ama arkada onu sevin onlarca insan vardi onlari dusunuyordu, yapamiyordu. Herhalde kiz söyleyemiyordu ayrilmak istedigini dusundu o parcalanmis yuregiyle ve kizin onu cabuk unutmasi icin ilk adimi kendisi atti. Kizdan butun verilenlerin geri alinmasini ve bundan sonra hicbir sekilde görusulmemesini istedi genc kalbi aciya aciya. Kiz. Dogum gununde mesaj attigini söyledi gence ama genc sartlandirmisti kendini mantikli dusunemiyordu. Zaten o kizdiginda en az 1 2 saat mantikli dusunemezdi. Sonradan akli basina gelirdi ve yaptigi hatayi telafi etmek icin elinden geleni yapardi. Bunda da öyle oldu. Gece akli basina geldi gencin. Mesaj ustune mesaj yazdi. Mail uzerine mail. Ama kiz gencin hatasini affetmedi. Ve bitirdi. Genc aslinda amacina varmisti. Hayatta en cok sevdigi askinin kalbini kirmisti ayrilirken daha cabuk unutmasi ve daha fazla aci uzulmemesi icin. Ama hep devam etmek istemisti yasanan butun kötu olaylara butun uzuntulere ragmen. Ama Bitmisti Her sey butun Basitligiyle ve sacmaligiyla. Oysa Tanistiklari gunden o gune cok daha buyuk sarsintilar olmustu. Ama yinede bitmisti iste. Bos gereksiz sacma bir nedenden dolayi. Ve yemin etmisti o gun genc. Dogum gununun gercekten yeni dogum gunu olacagina, Eskiden eser birakmayacagina, Artik uzulmeyecegine uzulecegini sezdiginde uzecegine, kine, nefrete, isyana ve hic tarzi olmayan her seye. |
hayatımın dönencesi
|
| selam, benim basimdan gecen bir ask hikayesini anlatacagim. benim calistigim isyerinin yna tarafinda otopark vardi ve bu otoparki bir cocuk isletiyordu bisim dukkan ve otopark bisim mal sahbine aitti oda mal sahibinin yegeni sayilirdi bu ise yeni girmisti..birgun bisim dukkana para bozdurmak icin geldi ve biz bunla göz göze geldik onun gözleri mavi benim gözlerim yesildi birbirimize baktik ve ayni anda orda asik olduk birbirimize…bisiim birbirimize aciklama yapmadan askimiz2 ay surdu hep birbirimizii kiskandik onun yanina kizlar geliyordu ben deli oluyordum benim erkek arkadaslarim geliyordu o kiskaniyordu tabi sonra bir gun bana dediki senin le is cikisi konusmak istiyorum bende tamam konusalim dedim ve bana itiraf etti beni sevdigini tabi bende |
çok geç olmadan
|
Mark 21 yaşinda son derece zeki, yakişikli ve iyi bir delikanliydi. Ancak ne var ki 2 yil önce almiş olduğu haberle bütün dünyasi altüst olmuştu. Mark kanserdi ve ingiltere`de kanserle ilgili ne kadar prf. doktorlar varsa hepsi ile görüşülmüş fakat olumlu bir yanit alinamamişti. En sonunda Mark`in ailesi zorda olsa bu aci gerçeği kabullenmişlerdi ve her yeni güne korkuyla başliyorlardi. Adam ise öğrenmiş olduğu aci haberin etkisiyle son 2 yildir odasina kapanmiştir ve kendini kitap okumaya vermiştir. Hayati boyunca özellikle de son 2 yildir en zevkle yaptiği işti kitap okumak. En azindan birazcikta olsa kendi hastaliğini unutuyordu ve kendini okuduğu kitapta ki kahramanin yerine koyarak farkli farkli heyecanlar yaşiyordu. Ancak yine de yaşitlari gibi davranamamak Mark`i içten içe üzüyordu. Birgün Mark çok bunalmiştir ve hem hava almak için hemde okuyacaği bir kitap almak için bir kitap evine gider. Orada birçok kitabi inceler ve en sonunda birini beğenir ve almak için kasaya gider. Her ne kadar kafasini dağitmak için çiktiysa da kanser olduğu düşüncesi bir türlü rahat birakmiyordu Mark`i. Taa ki parayi ödemek için kasaya gidinceye kadar. Mark sikintilarla gitmiş olduğu kasada ki güzel kizi görünce bütün dertleri, sikintilari yok olmuştu. Belki de hayatinin son günlerinde en güzel duygulardan birini, aşki tadacakti. Ancak Mark bir an düşünür ” Ben hastayim hemde çaresi olmayan bir kanser hastasiyim eğer aşik olursam ne kadar yaşabilirim ki bu aşki. Hem o çok güzel bir kiz muhakkak bir sevgilisi vardir. ” diye düşünür. En sonunda kasaya vardiğin onlari düşünmesine rağmen kasada ki kizin güzelliğine hayran olur. Biraz zorlansa da tüm cesaretini toplar ve onunla konuşmaya başlar. Kalbi normalinden çok daha hizli atiyordu. Heyecanini atip kasaya vardiğinda ise ” Merhaba, Ben Mark gerçekten çok güzel bir kitap fiyati nedir?” diye sorarak bir sohbet ortami yaratir. Lisa ise Mark`i fark eder ve o da biraz utangaç bir edayla önce adini sonra da kitabin fiyatini söyler. Artik kitabin yeni sahibi bulunmuştur. Mark, Lisa`ya birazcik utanarak gizli sakli bir bakiş atarak “hoşçakal” diyerek kitap evinden çikmiştir. Doğruca evine gider son 2 yil içerisinde kendini hiç bu kadar iyi hissetmemişti. Bu durum Mark`in ailesi tarafindan da açikça görülebiliyordu. Mark` in annesi Lily Muried bu durumu gördüğüne gerçekten çok sevinir. Mark ise bugüne kadar hiç yapmadiği birşey yapar ve odasina çikarak boş bir defter çikarir. Bugün başindan geçen olaylari deftere yazmaya yani günlük tutmaya başlamiştir. Görmüş olduğu kiz Lisa`nin güzelliğinden sayfalarca bahsetmiştir. Deftere ise o güne ait şunlari yazmiştir. “Tarih 21 Eylül Cuma. Yağmurlu bir gündü ve ben içimde ki sikintiyi atmak ve yeni bir kitap almak için kitap evine gitmiştim. Her ne yaptiysam içimde ki şu hastaliğin vermiş olduğu sikinti geçmemişti. Taa ki seçmiş olduğum kitabin parasini ödemek için kasaya gidinceye kadar. Belki de hatta neredeyse eminim bugüne kadar hayatim da görüp görebileceğim en güzel kişiyi tanidim. Lisa`yi… Gerçekten çok güzel bir kiz ancak şu kahrolasi hastaliğim. Eğer aşik olursam bu aşki ne kadar yaşayabileceğimi bilmiyorum. Ancak emin olduğum birşey var. Ben kasaya kitabin parasini ödemek için gittiğim de bir parçami biraktim. Kalbimi…” Başlangiçta böyle bir aşk yaşamak istemediğini kendine anlatmaya çalişirken bunu başaramayan Mark, o günden sonra her hafta şik kiyafetleri ile kitap evine gitmekte ve orada oturup kitap okumakta ve sirf sevdiği kiz Lisa ile konuşabilmek için kitap almaktaydi. Mark`in bu hareketleri Lisa`nin da çok hoşuna gitmiştir. Fakat hastaliğini bilmediğinden dolayi ” Çok yakişikli bir çocuk sanirim ondan hoşlaniyorum. Ama muhakkak bir sevgilisi vardir.” diye düşünmektedir. Mark her kasaya geldiğinde her 2 tarafta utanarak kisa kisa sohbet ediyorlardi. Lisa, Mark`in kendisi için değil de kitap okumak için geldiğini ve kendisinin de onu tesadüfen gördüğünü sanmaktadir. Ancak bu bile Lisa`yi mutlu etmektedir. Sevdiği kişiyi her hafta görüyor ve onunla az da olsa konuşuyordu. Mark ise her eve gidişinde defterini açip Lisa`nin güzelliğinden sayfalarca bahsetmekteye devam ediyordu. Günlerden bir gün Mark kitap evinden kiralamiş olduğu kitabi geri götürürken artik dayanamamiştir ve içine ” Merhaba Lisa, Ben Mark. Senden çok hoşlandim Lisa. Bu telefon numaram. Cevabini bekleyeceğim. ” diye bir not yazmiştr. Mark kitap evine gider kitabi teslim eder ve oturup bir başka kitap almak için raflara şöyle bir göz atar. Tabii bu arada gizli gizli Lisa` nin üzerindedir. En sonunda onu yalniz birakmasinin doğru olacağina karar veren Mark başka bir kitap seçer ve onu Lisa`ya yani kasaya götürür. Kitabi alan Lisa kitabin fiyatini öğrenmek için arkaya gider. Asil amaci ise söylemediklerini kitaba yazmaktir. Çok geçmeden Lisa içinde “Merhaba Mark senden çok hoşlandim eğer bir sakincasi yoksa bir akşam dişari çikabilir miyiz?” diye yazan notu ile birlikte kitabi gietirir. Mark kitabin parasini öder ve gitmeden önce son kez Lisa`ya bakarak “hoşçakal” diyerek kitap evinden çikar. Ne yazik ki o gün Lisa`yi son görüşü ve o “hoşçakal” kelimesi son sözü olmuştu. Mark eve gider ve artik yapmayi alişkanlik haline getirdiği şeyi yapar. Defterini açar ve yine her zaman ki gibi sayfalarca Lisa`dan bahseder. Ancak yazdiklari bittikten 5 dk. sonra Mark fenalaşir. Malesef Muried ailesinin korkuyla beklediği ve hiç gelmesini istemediği o an gelmiştir. Mark kanserin yol açmiş olduğu bir kriz geçirmekteydi. Bu kriz fazla sürmedi ve Mark çok genç yaşta daha henüz 21 yaşinda hayata gözlerini yumdu. Çok geçmeden aile halkinda bir ayaklanma ve sonrasinda öğrenilen haberin ardindan gözyaşlari vardi. Mark`in annesi Lily Muried oğlunun cansiz bedenine sarilirken son yazmiş olduğu notlari gözleri yaşli bir şekilde hiçkira hiçkira okuyordu. Ertesi gün ise Lisa, kitap evine yeni gelen kitaplari yerleştirmek için raflari düzenliyordu ve Mark`tan aldiği son kitap ilgisii çekmiştir. Çok geçmeden Lisa Mark`in yazmiş olduğu notu görür ve sevinçten havalara uçar. Artik biliyordu sevdiği çocukta onu seviyordu. Hemen notun altinda yazan numarayi çevirir. Dünyanin en mutlu insaniydi o anda ve Mark`a “Bende seni seviyorum” demek için sabirsizlaniyordu. Ancak telefonu Mark`in annesi açar ve Lisa`nin aklina bile getiremeyeceği o aci haberi söyler. Kendisini dünyanin en mutlu insani sayan Lisa bir anda almiş olduğu haberin etkisiyle yikilmiştir ve ağlamaya başlamiştir. Lisa, bütün bu olup bitenlere inanamiyordu daha doğrusu inanmak istemiyordu. Her hafta karşisinda çok sağlikli görünen ve onu daha dün sapasağlam gören Lisa, bu habere inanamiyordu. Zor da olsa Lisa kendini toplar ve Lily Muried` tan evlerinin adresini ister. Çok geçmeden oradaydi Mark`in evinde ve resimlerine bakip ağliyordu. Bayan Muried ise merak edip sordu. ” Yanliş anlama kizim ama Mark 2 yil önce bu aci haberi öğrenince arkadaşlari ile olan tüm ilişkisini kesmişti ve ben seni hiç görmemiştim. ismin nedir güzelim ?” der ağlamakli bir ses tonuyla. Lisa ise Mark`i tanidiği o günden bugüne yaşadiği bütün anilari gözünün önüne getirerek Bayan Muried`a anlatir. Bayan Muried oğlunun ölmeden önce defterde bahsettiği aşik olduğu kizi hatirlar ve ” Demek o kiz sensin öyle mi?” diye sorar. Ardindan da oğlunun tutmuş olduğu günlüğü çikarip Lisa`ya verir. Sesi titrek ve gözlerinden yaşlar akarak ” keşke sana kendisi verebilseydi ama mutlaka okumani isterdi.” diyerek defteri Lisa`ya verir. Lisa sayfalari dikkatlice okur ve gözlerinden yaşlar sel gibi akar. Mark`in ona karşi beslediği aşk düşündüğünden daha fazlasiydi. Bu olayin üzerinden yillar geçer ve Lisa evlenir. Çok mutlu bir evliliği vardir. Ancak geçmişte yaşadiği o aşki asla unutamamişti ve unutmayacakti. Hiçbir zaman da unutmaya kalkmadi da zaten her geçen gün Mark`a olan sevgisi, aşki daha da büyüyordu. Öylesine çok sevmişti ki Mark`i 13 yaşinda ki oğlunun adini bile Mark koymuştur. Ve son nefesinde bile aklina gelen hatta aklindan hiç çikmayan Mark olmuştu. |