Bağlantılar

Archive for the ‘Ata Sözleri’ Category

En güzeL ata sözleri

♥ Abanın kadri  yağmurda bilinir.

  ♥ Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.

  ♥ Abdalın arkadaşlığı yol görününcüye kadardır 

  ♥ Abdestsiz sofuya namaz dayanmaz 

  ♥ Aca dokuz yorgan örtmüşler,yine uyuyamamış.

  ♥ Acele giden ecele gider.

  ♥ Acele ise  şeytan karışır.

  ♥ Acele yürüyen yolda kalır.

  ♥ Acemi katır kapı önünde yük indirir.

  ♥ Acı acıyı bastırır,su sancıyı.

  ♥ Acı patlıcanı kırağı çalmaz.

  ♥ Acıkan doymam susayan kanmam sanır.

  ♥ Acındırırsan arsız  acıktırırsan hırsız olur.

  ♥ Aç ayı oynamaz.

  ♥ Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.

  ♥ Aç koynunda azık durmaz.

  ♥ Aç köpek fırın yıkar.

  ♥ Aç kurt insana saldırır.

  ♥ Aç tavuk rüyasında kendini darı ambarında görür.

  ♥ Aç tokun halinden bilmez.

  ♥ Açık yaraya kurt düşmez.

  ♥ Açın imanı olmaz.

  ♥ Açın karnı doyar gözü doymaz.

  ♥ Açlık ile tokluğun arası bir dilim ekmek.

  ♥ Adam eşeğinden  kadın döşeğinden belli olur.

  ♥ Adamak kolay ödemek güçtür.

  ♥ Adamakla mal tükenmez.

  ♥ Adamın iyisi iş başında belli olur.

  ♥ Adı çkmış doksana  hiç inmez seksene.

  ♥ Ağaca balta vurmuşlar  sapı bedenimde”demiş.

  ♥ Ağaca çıkan keçinin doğurduğu oğlak dala bakarmış.

  ♥ Ağaca dayanma çürür insana dayanma ölür.

  ♥ Ağacı kurt  insanı dert bitirir.

  ♥ Ağaç ne kadar meyve verirse  dalı o kadar yere eğilir.

  ♥ Ağaç ne kadar uzarsa uzasın göğe değmez.

  ♥ Ağaç ne kadar yüksek olsa da yaprakları yere düşer.

  ♥ Ağaç yaş iken eğilir.

  ♥ Ağaçlı köyü su basmaz.

Atasözleri ve deyimler

Aba altından değnek göstermek: Sakin, yumuşak görünmekle birlikte karşısındakini gizliden gizliye korkutmak.”Sakın onlara aba altından değnek göstermeye kalkma, yoksa kaçırırsın.”

Abacı, kebeci, ara yerde sen neci?: “Tamam, ilgililer bu işe karışabilirler, ama sen neci oluyorsun” anlamında kullanılır.

Abayı yakmak: Gönül verip âşık olmak, tutulmak.”Türkmen kızına abayı yakalı beri, sazı elinden düşürmez oldu.”

Abbas yolcu: 1. Yola çıkmaya kesin kararlı.”Abbas yolcu! Daha fazla oyalamayın.” 2. Ölmek üzere (olan). “Komaya girdi, abbas yolcu mu ne?”

Abesle iştigal etmek: Yersiz, yararsız, boş ve anlamsız şeylerle vakit geçirmek.”Şu yaşa geldin, ama abesle iştigal etmekten vazgeçmedin.”

Abuk sabuk konuşmak: Düşünmeden, birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsız, saçma sapan söz söylemek. “Yeter artık, abuk sabuk konuşmalarına daha fazla dayanamayacağım.”

Abur cubur: Yararlı olup olmadığı düşünülmeksizin rast gele yenen, yemek yerini tutmayan yiyecekler.”Ne diye çocukların karnını abur cuburla doyuruyorsun?”

Aceleye getirmek (dara getirmek): 1. Bir işi gerektiği gibi yapmayıp, zaman darlığından yararlanarak birini aldatmak. “Tezgâhtar aceleye getirerek gömleğin defolusunu vermiş.”2. Zaman darlığı sebebiyle gereken özeni göstermemek. “Yazın hiç de güzel değil, aceleye getirmişsin.”

Acemi çaylak: Toy, tecrübesiz, beceriksiz. “Acemi çaylağa bak hele! Sen mi tamir edeceksin o saati?”

Acı çekmek (duymak): 1. Ağrı, sızı duymak. “Kazadan sonra çok acı çekti.” 2. Üzülmek, üzüntü içinde kalmak.”Eşini kaybedeli on yıl oldu ama o hâlâ acı çekiyor.”

Acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek): Bir şeyin verdiği acı, üzüntü benliğinde derin iz bırakmak.”Elindeki tek evi de yanıp kül olunca acısı yüreğine işledi.”

Acısını çekmek: Yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntüyü yaşamak.”Kestiğim o ağacın hâlâ acısını çekiyorum.”

Acısını çıkarmak: 1. Acılığını yok etmek.”Yağda kavurarak acısını aldı.”2. Önceden uğradığı maddî ve manevî zararı sonradan gidermek. 3. Öç almak.”Bir gün bana yaptıklarının acısını senden çıkaracağım.”

Acı soğuk: Keskin, hoşa gitmeyen, çok üşütücü soğuk.”Acı soğuk insanın iliklerine işliyordu.”

Acı söz: İnsanın gönlünü inciten, onuruna dokunan ağır söz.”Bu acı sözlerine kim katlanır sanıyorsun?”

Aç acına: Aç olarak, hiçbir şey yemeden.”Bu iş aç acına yapılmaz.”

Açığa çıkarılmak (alınmak): İşinden çıkarılmak, görevine son verilmek.”İşe üç gün geç geldi diye açığa alındı.”

Açığa vurmak: Gizli, saklı bir şeyi herkese duyurmak, ortaya çıkarmak.”Yıllardır içinde sakladığı sırrı mahkemede açığa vurdu.”

Açığı çıkmak: Saklamakla görevli bulunduğu para, eşya veya başka bir şeyin sayım sonucu eksik olduğu anlaşılmak.”Kasiyerin salı günü akşamı on bin lira açığı çıktı.”

Açığını bulmak: Herhangi bir işteki eksiği, hileyi veya zararı ortaya çıkarmak.”Hemen her yazısında bir açığını bulmak mümkün.”

Açık alınla: Başarı, şeref, övünç ve dürüstlükle.”Hemen her işten açık alınla çıkar onlar.”

Açık bono vermek: Bir kimseye sınırsız, istediği gibi davranma yetkisi tanımak.

Açık fikirli: Olayları, gelişmeleri, yenilikleri iyi anlayıp gereği gibi karşılayan; düşündüğünü olduğu gibi söyleyebilen kimse.”Bu toplumun açık fikirli insanlara duyduğu ihtiyaç, bugün daha fazladır.”

Açık kalpli (yürekli): Samimî, içi temiz, içi dışı bir olan kimse.”Komşumuz kadar açık kalpli bir adam görmedim.”

Açık kapı bırakmak: Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak, ileriyi düşünerek ılımlı davranmak.”Bu kadar kesin konuşmayalım, açık kapı bırakalım da iyi düşünebilme fırsatları olsun.”

Açık konuşmak: Gerçeği sakınmadan, çekinmeden söylemek.”Daima açık konuşan insanları severim.”

Açık saçık: Göreneğe, terbiyeye aykırı derecede açık (söz, davranış, elbise).”Açık saçık fıkralar anlatmaya utanmıyor musunuz?”

Açık seçik: Çok açık, çok belirgin, ayrıntılarına kadar görülebilen.”Daha açık seçik konuş da anlayalım ne demek istediğini.”

Açıkta kalmak (olmak): 1. İş ve görev bulamamak. 2. Yersiz yurtsuz kalmak. 3. kimilerinin elde ettikleri bir yarardan mahrum olmak.”Çoluk çocuk açıkta kaldılar fabrika kapanınca.”

Açıktan kazanmak: Ortaya hiçbir emek ve sermaye koymadan gelir elde etmek, para kazanmak.”Günümüz insanı açıktan kazanmayı bir kural hâline getirdi.”

Açık vermek: 1. Geliri, giderini karşılamamak.”Maaşımız yetmeyecek bu ay, galiba açıkvereceğiz.”2. Ortaya çıkmaması gereken şeyi farkında olmadan belli etmek.”Dikkat et de düşmanlarına açık verme.”

Açlıktan nefesi kokmak: 1. Çok fazla yoksulluk içinde bulunmak.”Dün açlıktan nefesimkokuyordu ama bugün çok şükür karnım tok.”2. Uzun zaman bir şey yemediği anlaşılmak.

Açmaza düşmek: İçinden çıkılması oldukça güç bir durumda kalmak. “Beni bu açmazdan ancak çocuklarım kurtarır.”

Aç susuz kalmak: Çok yoksul bir duruma düşmek, fakirlikten yaşayamaz hâle gelmek.”Afrika kıtasının pek çok insanı aç susuz kalmış durumda.”
Baba mirası yanan mum gibidir.
Baba oğula bir bağ bağışlamış, oğul babaya bir cıngıl üzüm vermemiş.
Baban bana öğüt verirken, ben inek gözünde kırk sinek saydım.
Babası ölen bey, anası ölen kadın olur.
Bağ dua değil, çapa dua ister.
Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun.
Bağa gir izin olsunki, yemeye yüzün ola.
Bağlı aslana tavşan bile hücum eder.
Baht olmayınca başa, ne kuruda biter, nede yaşta.
Bakacağın yüze sıçma, sıçacağın yüze bakma.
Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.
Bakkal ölenin borcunu, diriye ödettirir.,
Bakmadan usta olunsaydı, kediler kasap olurdu.
Bal döksen yalanır.
Bal olan yerde sinek de bulunur.
Bal tutan parmağını yalar.
Bal, bal demekle ağız tatlanmaz
Balı parmağı uzun olan değil, kısmeti olan yer.
Bana benden olur, her ne olursa, başım rahat bulur, dilim durursa.
Barışta ter dökmeyen savaşta kan döker.
Baskın basanındır.
Baskısız yongayı yel alır.
Bastığın yer bayram olsun.
Baş başa, baş da padişaha bağlıdır.
Baş nereye giderse, oyak oradadır.
Başıma uymayan takke elin olsun.
Başındaki fese bak, girdiği kümese bak.
Başını ecemi berbere teslim eden, cebinde pamuk eksik etmesin.
Başsız evin köpeği çok havlar.
Bazen inek, erkek; bazen de dişi doğurur
Bedava sirke baldan tatlıdır.
Bekâr gözü ile kız alınmaz.
Bekâra karı boşamak kolay gelir.
Beleş peynir fare kapanında bulunur.
Belli düşman, gizli dosttan yeğdir.
Benden sana öğüt, ununu elinle öğüt.
Benim adım Hıdır, elimden gelen budur.
Benim sakalım tutuştu, sen sigara yakmak istersin.
Besle kargayı oysun gözünü.
Besledik büyüttük danayı, şimdi tanımaz oldu anayı, babayı.
Beş kuruşluk fener o kadar yanar.
Beş parmağın beşi bir değildir.
Beyaz saç, aklın değil yaşın işaretidir.
Bıçak sapını kesmez.
Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.
Bilğisiz insan meyvesiz ağaca benzer.
Bilinmedik iş ya karın ağrıtır ya baş.
Bilmediği beş vakit namaz, bilirde yanına varmaz.
Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır.
Bin bilsen de bir bilene danış.
Bin ölçüp bir biçmeli.
Binde bir gelinen yere gül döşerler, her gün gelinen yere kül döşerler.
Bir adamın adı çıkacağına, canı çıksın.
Bir ağaçta gül de biter, diken de.
Bir ağaçtan, oklukta çıkar boklukta.
Bir ağızdan çıkan, bin ağza yayılır.
Bir bulutla kış gelmez.
Bir dalın gölgesinde bin koyun eğlenir
Bir dirhem et, bin ayıp örter.
Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
Bir elin verdiğini, öbür elin duymasın.
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
Bir işe başlamak, bitirmenin yarısıdır.
Bir koyun başı pişinceye kadar, kırk kuzu başı pişer.
Bir koyundan iki post olmaz.
Bir musibet bin nasihatten iyidir.
Bir nalına vurur, bir mıhına.
Bir yerim diyenden birde yemem diyenden kork.
Bir yiğit kırk yılda meydana gelir.
Biri eşikte, biri beşikte.
Birlikten kuvet doğar.
Bitli baklanın kör alıcısı olur.
Bize gelince yiyip içelim, size gelince gülüp gecelim.
Boğulursan büyük suda (denizde) boğul.
Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmektir.
Borç yiğidin kamçısıdır.
Boş duranı Allah’da sevmez kuluda.
Boşboğazı cehenneme atmışlar, ‘odun yaş’ diye bağırmış.
Boşboğazın sigarası yanmaz.
Bugün bana ise yarın sana.
Bugünkü işini yarına bırakma.
Bugünkü tavuk, yârinki kazdan iyidir.
Bülbülü altın kafese koymuşlar “vatanım” demiş.
Bülbülün çektiği; dili belasıdır.
Büyük ekmek, büyük bezeden olur.
Büyük lokma ye, büyük söz söyleme.
Büyük zekalar birlikte düşünürler.

Baba koruk (ekşi elma, erik) yer, oğlunun dişi kamaşır.
Bir babanın yaptığı kötü iş, sürekli tekrarladığı uygunsuz hareketler her nedense aileye yüklenmeye çalışılır. Toplum içinde de bunun sıkıntısını en çok, çocuk çeker; en çok o, güç duruma düşer.

Baba malı tez tükenir, evlât gerek kazana.
Çoklukla insanlar bir emek vererek kazanmadıkları malın değerini pek bilmezler, meğer ki bu baba malı ola. Babadan kalan mal, mülk ya da para hazır olduğu, değeri de pek bilinmediği için kolay ve çabuk harcanır; tez biter. Bu bakımdan babadan kalan mirasa güvenip çalışmamak, bir kazanç yolu tutmamak son derece sakıncalıdır. Kişilik sahibi olan kimse ise baba malına güvenmez, alın teri dökerek kazanmaya çalışır, kazandığının değerini de bilir, ona sahip çıkar, dolayısıyla onu dikkatle harcar.

Baca eğri de olsa duman doğru çıkar.
Dürüst, doğru, iyi ve güzel vasıflarını doğuştan getiren insan, ne denli bozuk, elverişsiz ortamlarda bulunursa bulunsun niteliklerini kaybetmeyip korur. Bu durum nesneler için de geçerlidir.

Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun (Bağda izin olsun, üzüm yemeye yüzün olsun).
Bir bağın bağ olması için gereken bakım gösterilmelidir. Üzümler zamanında budanmalı, gübrelenmeli, çapalanmalı ve sulanmalıdır. Bu yapılmazsa o bağdan istenilen üzüm alınamaz. Bu da bize gösteriyor ki emekle üzüm arasında sıkı bir ilişki var. Bir kişi bir şeyden verim bekliyor, fayda temin etmek istiyorsa gereken çabayı göstermeli; gerekli harcamalardan kaçmamalı, o şeye iyi bakmalıdır. Aksi takdirde o şeyden yararlanmaya yüzü olmaz.

Bağla atını, ısmarla Hakk`a.
Hayvanların bir yerde durmaları isteniyorsa onları mutlaka bağlamak gerekir. Bu durum at için de geçerlidir. Eğer onu başı boş bırakırsak oradan uzaklaşıp kaybolabilir, başına türlü hâl gelebilir. Bunun gibi pek çok şeyde önce tedbir alınmalı, sonra da Allah`a havale etmeliyiz. Kısacası önce tedbir, sonra tevekkül her işte kural olmalıdır.

Bağlı koyun yerinde otlar.
Nasıl ki bağlı koyun, bağlı olduğu ipin izin verdiği sınırların dışına çıkıp otlayamıyorsa, kimi insanlar da ellerinde olan imkânın dışına çıkıp iş göremezler; ellerindeki imkân ne kadarsa o kadar başarılı olurlar. Fazla imkânlara kavuşmak, becerikli insanların daha verimli ve başarılı olmalarına kapı aralar. Bu sebeple onlara gerekli olan imkân ve fırsat verilmelidir.

Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
İster bağ, ister iş yeri, isterse bir eşya olsun, ona gerekli bakımı gösterirsek beklediğimiz faydaya kavuşuruz. Bir bağa bakmaz, onu çapalamaz, budamasını yapmaz, yabancı otlardan temizlemez ve gübrelemezsek bir zaman sonra onu dağa, verimsiz bir yere dönmüş görebiliriz. Bakımı olmayan bir iş yeri, bir eşya için de durum bundan farklı değildir.
Bakımdan uzak tutulmuş bir iş yerinde düzen gözetilmezse aksaklıklar giderek büyür, önü alınamaz olur, sonunda iş yeri iflasın eşiğine gelebilir. Bir eşyanın bozuk, kırık, eksik bir yanı yerinde ve zamanında giderilmezse, o eşya bir süre sonra kullanılamayacak hâle gelir. Unutulmamalıdır ki, bakılan ve onarılan şeyler ancak yararlanılacak şeyler olarak ortada kalır.

Bakmakla usta olunsa, köpekler (kediler) kasap olurdu.
Öğrenmenin esası denemeye ve yapmaya dayanır. Bir şey, başkasının yaptığı işe bakılarak öğrenilemez. Eğer bilgi ve becerinin de kazanılmasının yapmaya dayandığı düşünülürse, bir işin öğrenilmesinin seyretmeye değil, bizzat denemeye ve o iş üzerinde çalışmaya bağlı olduğu daha açıkça görülür. Ustalık da ancak böyle elde edilir.

Bal bal demekle ağız tatlanmaz.
Bir şeyin yalnızca adını etmekle, onun hakkında tatlı sözler söylemekle o şeye kavuşulmaz. Önemli olan gerekli girişimlerde bulunup onu ele geçirmek için uğraş vermektir.
Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir.
Çoklukla düşünüp taşınmadan, olacakları hesaplamadan işe kalkışan insan, bu ihtiyatsızlığı sebebiyle bir felâkete düştükten sonra aklını başına toplar; kendine gelip uyanır. Ama dövünmesi, çırpınması bir fayda vermez; çünkü iş işten geçmiş olur.

Balık baştan avlanır.
Bir yeri yöneten oraya hâkim demektir. Eğer bir yeri ele geçirmek istiyorsan, oranın hâkimi olan yöneticileri ele geçirmen yeter.

Balık baştan kokar.
Gerek bir aile, gerek bir topluluk ve gerekse bir ülkede baştaki yöneticilerin niyetleri ve tutumları bozuksa o yerdeki her şey de bozuk ve düzensiz olur. Ortada değerini koruyan bir şey kalmaz.
Balın olsun tek, sinek Bağdat`tan gelir.
1. Yeter ki malın, mülkün ve paran olsun; ondan faydalanmak isteyen pek çok kimse olduğuna, hatta bunlardan kimilerinin çok uzaklardan geldiğine bile şahit olacaksın. 2. Kıymetli bir malın mı var? Kaygılanma, onun müşterisi eninde sonunda mutlaka çıkıp gelir.

Balta değmedik (girmedik) ağaç (orman) olmaz.
Hayat öyle çetrefilli bir yoldur ki, zorluk, felâket ve acılarla karşılaşmayan, bir zarar görmeyen kimse yoktur.

Bal tutan parmağını yalar.
Başkalarına yararı dokunan yerlerde çalışan, onlara iyi ve güzel şeyleri sunmakla görevli bulunan kimse, ürettiğinden ya da dağıttığından kendisi de faydalanır. Genellikle bu tutum da hoş görülmeye çalışılır. Çünkü o görevi yapan bunu hak ediyor kanaati yaygın hâle gelmiştir.

Bana benden her ne olursa, başım rahat bulur dilim susarsa.
1. Hemen her kişi kendi geleceğini kendisi hazırlar. Kendisine gelecek zararların ya da faydaların tümü onun tutumuna bağlıdır, her şeyin sorumlusu o olur. 2. Ne söylediğini bilmeyen, sözlerinin onu nereye ulaştıracağını hesap etmeyen, lüzumsuz ve çok konuşan kimse, dili yüzünden çeşitli zararlara uğrar. Aksine diline bir çeki düzen veren, susmasını bilen ve ancak gerektiği yerde konuşan kimseler bu belâlardan uzak olur.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
Bazı bencil, çıkarcı kimseler vardır ki, onlar, sırf kendilerine zarar vermiyor diye kötülük yapan kimselere engel olmazlar. Onların başkalarına kötülük yapmalarına, bu kötülüklerinin bütün bir toplumu zarara uğratmalarına ses dahi çıkarmazlar; onlara dokunmamaya çalışırlar. Oysa bu tavır son derece yanlıştır. Yalnız kendimizi değil, toplumun diğer bireylerini de düşünmek zorundayız. Bana ne demek, nemelâzımcı olmak toplumun dirlik ve düzenliğini temelden bozacak bir harekete yol açar.

Baskın basanındır.
Kim ki savaşta düşmanını gafil avlayıp fırsat vermeden hücum ederse, zaferi elde eder; savaşı kazanır.
Baskısız (çivisiz) yongayı (tahtayı) yel (el) alır, sahipsiz tarlayı sel alır.
1. İyi korunmayan araç ve gereçler çabuk yıpranır; sahiplenilmeyen mallar elden gider, onlara başkaları sahip çıkar. 2. Çocukların ya da gençlerin denetimini ve gözetimini iyi yapmalı; aksi takdirde onlar kötü yollara düşebilir, zararlı alışkanlıkların tutsağı olabilirler. Bunların yanında aile ile bağları kopup ilişkileri tamamen kesilebilir.

Başa gelen çekilir.
Ne kadar istersek isteyelim kimi felâketleri, kötü durumları önleyemeyiz; üstümüze çöken acılara katlanmaktan başka bir şey gelmez elimizden. Bu durumda yapılacak tek şey sabırlı olmak, sıkıntılara katlanmayı bilmektir.

Başa gelmeyince bilinmez.
İnsan başkalarının uğradığı felâketlerin, dertlerin ne denli acı olduğunu gerektiği gibi idrak edemez. Ne zaman ki benzer bir olayla karşılaşır ve acıyı tadar, işte o zaman anlar.

Baş başa bağlı, baş da şeriata.
Bulunduğumuz yerdeki yöneticiler, bir üst yöneticiye; üst yönetici ise en üst yöneticiye; o da şeriata, yani Cenab-ı Hakk`ın koymuş olduğu kanunlara bağlıdır. İnsanların başına buyruk hareket etmeleri böylelikle önlenir, bir sorumluluk zinciri oluşturulur. Alttakiler üsttekilere, üsttekiler de şeriate karşı sorumlu olurlar. Bu durum toplumların genel düzenini sağlamış olur. Ancak günümüzde bu sorumluluk bağı şeriatla değil, lâik kanunlarla sağlanmaya çalışılmaktadır.

Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz.
Bir insanın gücü sınırlıdır, tek başına her işi yapamaz. Kimi zor işleri yapması için de başka insanların gücüne, işbirliğine ihtiyaç duyar. Güçler birleştirilince zor işlerin yapılması da kolaylaşır. Çünkü birlikten kuvvet doğar.

Baş dille tartılır.
Kişilerin ne kadar akıllı, ne kadar düşünceli oldukları söyledikleri sözlerle ölçülür. Çünkü konuşmaların tutarlı ve yerinde olup olmaması böyle bir ölçüm için en elverişli yolların başında gelir.

Başını acemi berbere teslim eden, pamuğunu cebinde taşısın.
Bir işin yapılmasını tecrübesiz, beceriksiz, ustalığı olmayan kişilere teslim eden, meydana gelebilecek zararlara katlanmaya da hazır olmalıdır.

Baş kes, yaş kesme.
Tabiatı zengin kılan, bir yeri yaşanılacak hâle getiren unsurların başında ağaç gelir. Hayatımız için yararları o kadar çoktur ki, yaş bir ağaç kesmek, bir insan öldürmek gibidir.

Baş nereye giderse ayak da oraya gider.
1. Küçükler çoklukla büyükleri taklit ederler. Onlara özenir, onların yaptıklarını yapmaya çalışırlar. 2. Bir ülkede iş başında bulunanlar, bir iş yerini yönetenler nasıl hareket edip bir yol izlerlerse, yönetilenler de onlar gibi davranıp onları takip ederler.

Baz bazla, kaz kazla, kel tavuk topal horozla.
Bir kimse, kendi niteliğine uyan, kendine denk olan, kendine benzeyen kimselerle beraber olur, arkadaşlık eder, düşüp kalkar.

Bedava sirke baldan tatlıdır.
Emek verilmeden, karşılığı ödenmeden ele geçirilen şeylerin kıymeti ne kadar düşük olursa olsun kişinin pek hoşuna gider.

Belâ geliyorum demez.
Hayat inişli çıkışlı bir yoldur. İnsanın karşısına neyi, ne zaman çıkaracağı hiç bilinmez. İnsan bir anda, hiç umulmadık bir zamanda kötülüklerle, felâketlerle karşı karşıya kalabilir. Bu yüzden tedbiri elden bırakmamak gerekir.

Beleş atın dişine (yaşına, yularına, dizginine) bakılmaz.
Bir çaba, bir emek harcanmadan, bedava elde edilen şeyler insana oldukça hoş gelir. Bu sebeple bir kusuru, bir eksiği var mı diye bakılmaz; güzel olup olmadığı aranmaz, niteliklerine pek dikkat edilmez.

Besle, büyük danayı; tanımasın anayı.
Anne ve babalar çocukların sağlıklı büyümeleri, iyi bir eğitim görmeleri için her türlü zorluğa katlanırlar. Ama buna karşılık çocuklarından umduklarını bulamazlar. Çocuklar kendilerine karşı gerekli saygı ve sevgiyi göstermezler, hayırsız olurlar, onların değerini bilmezler, onları tanımazlar. Dolayısıyla da anne ve babanın emeklerine karşı nankörlük etmiş olurlar.

Besle kargayı, oysun gözünü.
Kimi nankör, kötü niyetli, sütü bozuk kimseler vardır ki, hiç de lâyık olmadıkları hâlde sen onlara iyilik yaparsın, onlar da sana fenalıkla karşılık verirler.

Beş parmağın beşi bir değil (olmaz).
Bir eldeki parmakların kimisi uzun, kimisi de kısadır. Bunun gibi bir anne-babadan olmuş, aynı çatı altında yetişmiş kardeşlerin de fiziksel ve ruhsal yapıları birbirinden farklıdır. Huyları, becerileri, karakterleri birbirine benzemez. Bu durum toplumdaki diğer insanlar için de söz konusudur, onlar da birbirlerinden çeşitli nitelikleriyle ayrılırlar.

Beterin beteri vardır.
Kötü bir duruma düştüğümüzde, bir belâ ile karşılaştığımızda bundan kötüsü de olamaz diye düşünmemeli; daha da kötüsünün olabileceğini aklımızdan çıkarmadan gereken sabrı göstermeli, Allah`a sığınmalıyız.

Bıçağı kestiren kendi yüzü suyu, insanı sevdiren kendi huyu.
İyi su verilmiş çelikten yapılan, ustalıkla bilenen bıçak dayanıklı ve keskin olur; bu da onun değerini artırır. Kişileri değerli, sevimli kılan da huy güzelliğidir. Geçimsiz, huysuz kimseler toplumca sevilmezler.

Bıçak sapını kesmez.
Bıçağı bıçak yapan demir kısmı ile sap kısmıdır. Demir kısmı, saplı kısmına ilişemez. Ama başka bıçakların saplarına ilişip zarar verebilir. Bunun gibi insanlar da çok yakınlarına, anne-baba-evlâtlarına ve diğer akrabalarına kolay kolay zarar veremez. Aralarında onları bütünleyen, birbirlerine bağlayan bir kan, bir sevgi bağı vardır.

Bıçak yarası geçer (onulur), dil yarası geçmez (onulmaz).
Bıçak ya da herhangi bir silâhın açtığı yara bir süre sonra iyileşir, vücutça onulur. Ama dilden çıkan kötü ve acı sözlerin gönülde açtığı yara, bıraktığı izi kolay kolay kapanmaz; her hatırlamada yeniden açılır, insana üzüntü verir.

Bilen bilir, bilmeyen aslı var sanır.
İnsan bir şeyi duymuşsa, o ancak bir söylentidir; doğruluğu belirsiz, gerçekliği de şüphe götürür. Ancak insanlar söylentilerin bu yanına bakmazlar, duyduklarını başkalarına aktarıp dedikodu yaparlar. Konuşulan bir olayın aslının olup olmadığını ancak gören bilir, görmeyen ama söylenenleri duyanlar ise dedikoduları gerçekmiş gibi kabul ederler.

Bilinmedik aş ya karın ağrıtır, ya baş.
Anlamadığımız, daha önce denemediğimiz, iç yüzünü bilmediğimiz bir iş yapmaya kalkışmak akıl kârı değildir. Çünkü tanışık olmadığımız bu işin başımıza iş açması, bize zarar vermesi kuvvetle muhtemeldir. Bunun için bir işe girişirken dikkatli olmak zorundayız.

Bilmemek ayıp değil, sormamak (öğrenmemek) ayıp.
İnsan hayatı için bilgi oldukça önemlidir. Ne ki insan her şeyi bilmez. Bilmesine de imkân yoktur. İnsanın her şeyi bilmemesi doğaldır. Bunun utanılacak bir yanı da yoktur. Ancak imkân varken bilmediklerini sorup öğrenmemesi, biliyorum tavrıyla bir işe girişmesi son derece sakıncalıdır ve kusurludur. Çünkü yanlış bir yola saparak hem kendine, hem de başkalarına zarar verebilir.

Bin bilsen de bir bilene danış.
Herkes eşit bilgiye sahip değildir. Çok iyi bildiğimizi sandığımız konunun bilmediğimiz bir yanı olabilir, o konuyu bizden daha iyi bilenler de çıkabilir. Bu yüzden bir işe kalkışmadan önce bu gibi kimselere danışmalı, onların bilgi ve tecrübelerinden yararlanmalıyız. Eksiğimizi ancak böyle giderebilir, yanlışımızdan ancak böyle kurtulabilir, iyi bir sonuca da ancak böyle kavuşabiliriz.

Bin dost az, bir düşman çok.
Sıkıntılı bir anımızda, kötü bir günümüzde hemen yardımımıza koşan, daima iyiliğimizi isteyen dostlarımızdır. Derdimizi onlarla unutur, mutluluğu onlarla tadarız. Onlardan zarar değil, yalnızca fayda görürüz. Bu sebeple ne kadar çok olurlarsa, bizim için o kadar iyidir. Ama düşmanımız olan yalnızca bizim kötülüğümüzü ister, bir tane de olsa onun varlığı bizi rahatsız eder.

Bin merak bir borç ödemez.
Ne denli kaygı içinde olursan ol, bunun borcunun ödenmesinde hiçbir yararı yoktur. Tasalanmayı bırakıp borcunu ödemek için çaba harcamalı, yollar aramalısın.

Bin nasihatten bir musibet yeğdir.
Yanlış bir yol tutmuş kimi insanlar vardır ki, onlara ne kadar çok öğüt verirsen ver, tuttukları yanlış yoldan onları çevirmekte bu öğütler bir fayda temin etmez. Ama takip ettiği yanlış yolda başına gelen bir felâket, onu doğru yola getirmekte daha etkili olur. Çünkü kötü tecrübelerin öğretme gücü oldukça büyüktür.

Bin ölçüp bir biçmeli.
En basitinden en zoruna, yapmaya çalıştığımız işin bütün ayrıntılarını önceden düşünmeli; gerekli ölçümleri yapmalı, sonucu iyi hesaplamalı, sonra işe girişmeliyiz. Yoksa istemediğimiz bir zararın ortaya çıkmasından duyacağımız pişmanlık fayda etmez.

Bin tasa (kaygı) bir borç ödemez.
Çok tasalanmak ve üzülmekle borçtan kurtulunamaz. Çünkü borç durduğu yerde ödenmez. Borcu ödemek için bir şeyler yapmalı, harekete geçip çalışmalı, kimi çıkış yolları aranmalıdır.

Bir adama kırk gün deli desen deli olur.
İnsana yapılan sürekli telkinler sonunda bir neticeye ulaşmak mümkündür. Çünkü insan etkilenen bir varlıktır. Birtakım iyi ya da kötü duygular, düşünceler ve inançların sürekli telkin edilmesiyle insanlar biçimlendirilip yönlendirilebilirler.

Bir adamın adı çıkacağına canı çıksın.
Toplumun bir kişi hakkında verdiği yargı öyle kolay kolay değişmez. Toplum kişiyi nasıl nitelemişse, kişi o niteliğiyle tanınır. Adı bir kere kötüye çıkan kişi, iyi de olsa toplumun bu yargısının önüne geçemez. Adına sürülen bu leke onun yakasını bırakmaz. Nereye gitse bu leke yüzüne vurulur, itilip kakılır, sıkıntılar içinde kalır. Böyle yaşamak kişi için
ölmekten daha iyidir.

Bir ağızdan çıkar bin ağıza yayılır.
Bir sırrın yayılması istenmiyorsa, kimseye söylenmemelidir. Sır ağızdan çıktı mı hemen yayılır, gizli kalmasını önlemek çok zordur. Çünkü insanın merak ve dedikoduya eğilimi vardır. Bu eğilim sır olan şeyin dilden dile dolaşmasına, toplum içinde yayılmasına yol açar.

Bir ahırda at da bulunur, eşek de.
Bir toplumda iyi, yararlı ve güzel işler yapanlar bulunduğu gibi kötü, yararsız ve çirkin işler yapan insanlar da bulunabilir.

Bir başa bir göz yeter.
Ne kadar çok malı olsa da insan yine de elde etmek ister, geleni geri çevirmek istemez. Oysa insan hayatta ihtiraslı olmamalı, ihtiyacından fazlasını düşünmemelidir. Kanaatkâr olan kimseler ihtiyaçları kadar olanı yeter görürler.

Bir bulutla kış olmaz (Bir çiçekle yaz gelmez).
1. Önemli bir durumun netlik kazanması için küçük, önemsiz belirtilerin varlığı yeterli değildir. 2. Güzel ve hoş da olsa, küçük bir değeri elde etmekle mutluluk tam anlamıyla yakalanmış sayılmaz.

Bir çöplükte iki horoz ötmez.
Bir toplumda iki baş, bir iş yerinde iki yönetici olmaz. Olursa aralarında kıskançlık, çekememezlik yüzünden anlaşmazlık çıkar; fikir ayrılığına düşerler; biri diğerini yok etmeye, bulunduğu yere tek baş olmaya çalışır. Bu çatışma sonunda güçlü kalır, güçsüz gider. Bu da az şeye mal olmaz.

Bir deli kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.
1. Aklî dengesini yitirmiş kimi insanların yaptıkları öyle işler vardır ki, bunu akıllı insanlar bir araya gelse ne yorumlayabilir, ne de çözebilirler. 2. Kimi zaman bir insan öyle delice bir iş yapar ve zarara yol açar ki, pek çok akıllı kimse bir araya gelir ama bu zararı gideremez; işi de düzeltemez.

Bir (sağ) elinin verdiğini öbür (sol) elin görmesin.
Yardım yapmak bir insanlık görevi, dinî bir emirdir. Ancak bunu yapmanın da bir yolu yordamı vardır. Yoksula yardım ederken insanın amacı kendini gösterip övünmek değil, görevini ve sorumluluğunu yerine getirmektir. Bu bakımdan yoksulları inciten gösterişlerden kaçınmak; kimsenin haberi, hatta en yakınların bile haberi olmadan yardım yapmak gereklidir. Yoksa tersine bir hareket yardım edilen kimseyi mahcup duruma düşürür, yapılan iyilik de iyilik olmaktan
çıkar.

Bir elin nesi var iki elin sesi var.
İnsanın gücü sınırlıdır. Bunun için büyük işlerin üstesinden tek başına gelemez. Bu tür işleri başarabilmek için başkalarıyla işbirliğine, dayanışmaya girer. Güçleri birleştirerek zor işlerin altından böylelikle kalkar.
Bir evde düzen olunca düzenbaz olmaz.
Eğer bir ailenin hemen bütün fertleri arasında bir uyum, bir anlaşma, karşılıklı sevgi ve hoşgörü varsa, o ailede düzen de var demektir. Dolayısıyla ailenin huzurunu kaçıracak bir kimsenin bu ailede barınması da mümkün değildir.

Bir göz ağlarken öbür göz gülmez.
Aile fertleri birbirine kan ve akrabalık bağlarıyla bağlıdırlar. Onlar bir vücudun azaları gibidirler. Dolayısıyla ailenin bir ferdine gelen zarar, bütün aile fertlerine gelmiş gibidir. Hemen hepsi de aynı ölçüde üzüntü çekerler.

Bir günlük beylik, beyliktir.
İnsanlar her zaman arzu ettikleri nimetlere kavuşup bunun sefasını süremezler. Bu sebeple çok kısa bir süre içinde de olsa, çevresindekilerden daha üstün, dertlerden uzak ve arzu ettiği biçimde bir an yaşamak o kişi için güzel bir şeydir.

Bir insanı tanımak için ya alış veriş etmeli, ya yola gitmeli.
Ortak bir işe girmeden insanların gerçek yüzünü anlamak oldukça zordur. Alış veriş etmek, onları tanımak bakımından önemli ölçüttür. Çünkü alış veriş bir şeye sahiplenmeyi gerekli kıldığı için kişinin çıkarcı yönünü bütün çıplaklığıyla ortaya koyar. Yolculuk ise fedakârlığı, cesareti, mertliği gerektirir; dolayısıyla yolculukta karşılaşılan zorluklar sebebiyle ortaya konan davranışlar kişilerin niteliklerini belirgin kılar.

Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar.
Bir toplumun sahip olduğu varlıklardan her fert bir adalet çerçevesi içinde yararlanmalıdır. Eğer böyle olmaz, adaletli davranılıp hak gözetilmez, sadece bir kısım insanların yararlanmasına göz yumulup diğer insanların yararlanmasına fırsat verilmezse kargaşa çıkar; kavga baş gösterir, toplumdaki sosyal barış zedelenir, düzen bozulur, insanlar birbirlerine düşer.

Bir koyundan iki post çıkmaz.
Bir iş, nesne ya da insandan temin edilecek faydanın bir ölçüsü, bir sınır vardır. Alınabilecek alındıktan sonra, onlardan bir kez daha verim istemek, onları bu konuda zorlamak doğru değildir. Bu davranışın devamı insanı yanlış bir yola götürüp zarara sokabilir.

Bir kötünün yedi mahalleye zararı dokunur (vardır).
Yalancı, düzenbaz, iffetsiz bir kimse sadece kendi çevresine zarar vermekle kalmaz; kötülüklerini daha geniş çevrelere de taşır. Kendinin, yakınlarının, çevresinin ve daha geniş muhitlerin adını lekeler; bu leke gittikçe yayılır.

Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır.
Küçük ve kıymetsiz gördüğümüz şeyler zaman gelir çok önem kazanır ve büyük iş görebilir. Küçük bir somun parçası yüzünden bir dikiş makinesinin çalışmaması, işlerin yatması mümkündür. Bu sebeple herhangi bir nesne, iş ya da olayı küçük görmeyip önemle ele almak gereklidir.

Bir selâm bin hatır yapar.
Dinimizin bir emri olan selâm, bir bilgi ve sevgi belirtisidir. Dolayısıyla gönül kazanmanın önemli bir anahtarıdır. Yakınlarımıza, arkadaşlarımıza, hatta yabancılara bile vereceğimiz selâm onlarla aramızda bir yakınlığın doğmasına yol açar; gönülleri birbirine yaklaştırır. Bu sebeple selâmlaşmayı ihmal etmemek gereklidir.

Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, üçüncüde ele geçersin çekirge.
Bir suçu işleyebilir, kanunsuz bir işi yapabilir ve yakalanmayabilirsin. Hatta bunu birkaç kez de başarabilirsin. Ama bu böyle devam etmez, eninde sonunda yakayı ele verirsin.

Bir sürçen atın başı kesilmez.
Kusursuz insan olmaz. Hemen her insan bir yanlışlık yapabilir. Bu bakımdan sürekli iyi iş yapan, doğru yoldan çıkmayan, kişiliğini her yönüyle kanıtlamış olan bir kimseyi, bir kez hata yaptı diye gözden çıkarmak, olumsuzlamak ve cezalandırmak doğru değildir. Yapılacak şey, yalnızca uyarıda bulunmak olmalıdır.

Bir şeyin önüne bakma, sonuna bak.
Kimi işler vardır ki iyi başlamamış ama iyi sonuç vermiştir. Üstelik başlamış bir işte geri dönmek de zordur. Bu sebeple bize düşen yolumuza azimle devam etmek, gereken çabayı göstermek, işi lâyıkıyla yapmaya çalışmaktır.

Bir yemem diyenden kork, bir oturmam diyenden.
Kimi insanlar vardır ki dedikleriyle yaptıkları birbirine uymaz. Kimi isteksiz görünüp “yemem” diyen insanların isteklilerden daha çok yedikleri, kimi hevessiz görünüp “kalamam” diyen insanların da diğerlerinden daha çok oturdukları, hatta yatıya kaldıkları bile görülmüştür.

Bitli (kurtlu, çürük) baklanın kör alıcısı olur.
Değersiz, işe yaramaz, kötü şeylerin de müşterisi olur. Onları kimileri anlamadığı, kalitesini bilmediği için alır; kimileri de kendileri bakımından bizim kavrayamadığımız bir değer ifade ettiği için alır.

Boğaz dokuz (kırk) boğumdur (boğa boğa söyler).
Bir sözü düşünüp taşınmadan, içimizden geçirmeden, kendi kendimize ölçüp tartmadan, doğuracağı sonuçları hesaplamadan, düzeltmeden söylememeliyiz. Ola ki istemediğimiz bir sözü ağzımızdan çıkarmış olabiliriz. En doğrusu, uygun biçimi bulduktan sonra söylemektir.

Bol bol yiyen, bel bel bakar.
Bugünün yarını da vardır. Savurganlık yapıp elindekini bol bol harcayan, düşünceli davranıp ilerisi için bir şey bırakmayan kimse, yarın geçimini temin edecek bir şey bulamaz. Başkalarına muhtaç olur, onun bunun eline bakar.

Borç iyi güne kalmaz.
Borçlu olan, borcunu hemen ödemenin yollarını aramalıdır. “Elim genişleyince, ileride öderim” diye düşünmesi son derece sakıncalıdır. Çünkü gelecek günlerin ne göstereceği belli olmaz. Eli daha da darlaşabilir. Dolayısıyla borcunu ödemesi güçleşir, gün geçtikçe de borcu artar.

Borçlunun yalımı alçak olur.
Borçlu kimseler, borçlarını ödeyemedikleri için alacaklıları yanında rahat olamazlar; başları yukarıda yürüyemezler, üzülüp incinirler, sanki suçlu gibi dururlar, kendilerini ezik hissederler.

Borçsuz çoban yoksul beyden yeğdir.
Beyleri bey yapan cömertlikleri, ellerindeki varlıkları yoksullara dağıtmalarıdır. Varlıksız, sıkıntı içinde yüzen bir beyin sadece adı kalmıştır. Varlığı olmayan, yoksulları gözetme ve doyurma görevini yapamayan bir bey için bu durum acı vericidir. Böyle bir konumda bey olmaktansa borçsuz, tasasız, kıt kanaat geçinen bir çoban olmak daha iyidir. Çünkü, o yoksulluğa alışkındır.

Borçtan korkan kapısını geniş (büyük) açmaz.
Alacaklının yanında yüzü yerde olmak istemeyen, borç etmekten korkan kimse tedbirli olur; masraflarını kısar, gelişigüzel harcamalar yapmaktan kaçınır, kendine uygun bir yol seçip ona buna ziyafet vermekten uzak durur.

Borç uzayınca kalır, dert uzayınca alır.
Hemen her şeyin bir yapılma zamanı vardır. Borç da zamanında ödenmezse kişilerde bir gevşeklik görülür, borçluluk duygusu zamanla azalır. Borç uzun süre ödenmez olur, hatta hiç ödenmez bile. Dert de böyledir; zamanında önlem alınmaz ve hastalık uzarsa, kişi sonunda güçsüz kalır; dayanma gücü kalmaz ve ölür.

Borç yiğidin kamçısıdır.
Birisine borçlanan, borcunu da ödemek isteyen kimse kendini daha çok çalışmak ve kazanmak zorunda hisseder; bu yönde girişimde bulunur.

Bostan yeşil (gök) iken pazarlığa oturulmaz.
Ne olacağı, nasıl gelişeceği, nasıl sonuçlanacağı bilinmeyen bir konu, iş ya da durum üzerinde anlaşmaya varılıp söz verilemez.

Boş çuval ayakta (dik) durmaz.
1. Karnı aç olan kimse, iş yapamaz. 2. Beceriksiz, deneyimsiz, bilgisiz kimse bir iş tutunamaz. 3. Hiçbir tutamağı bulunmayan, gerçeklerden uzak, temelsiz düşünce ya da plânlarla sonuca ulaşılamaz.

Boş fıçı çok (fazla) langırdar.
Gösterişe düşkün, bilgisiz, deneyimsiz kimse kendini ön plâna çıkarmak ve bilgiçlik taslamak amacıyla çok konuşur; her sözün arasına girer, etrafındakileri rahatsız eder.

Boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir.
Boş olmak, hiçbir uğraşa girmeden gezmek insanı tembelliğe, miskinliğe alıştırır. Öyle ki bu insanların kimisi can sıkıntısından ne yapacağını bilemez olur, yanlış yola sapar, kötülüklere bile bulaşır. Parasız da olsa çalışmak, boş oturmamak insanı hareketli ve canlı yapar; girişimcilik yeteneğini artırır, onu geliştirir, zararlı alışkanlıklardan kurtarır. İleri de para kazanacağı bir iş bulmasına da kapı aralar.

Boş torba ile at tutulmaz (Boş torbaya eşek gelmez).
1. Hiç kimse emeğinin boşa çıkmasını istemez, karşılığını mutlaka bekler. Bir kimseye iş yaptırmak, onu bir yere bağlamak istiyorsanız, ona emeğinin karşılığını da ödemek zorundasınız. 2. Hemen her iş çoklukla bir emek, masraf ve fedakârlık ister. Bunları gösteriniz ki elde etmek istediğinize kavuşmanız mümkün olsun.

Boynuz kulağı geçer (Boynuz kulaktan sonra çıkar ama kulağı geçer).
Eğitime sonradan da başlasa kimi yetenekli, becerikli, öğrenme ve kavrama gücü gelişkin olan çırak veya öğrenci, ustasından ya da öğreticisinden daha ileri gidebilir; onlardan daha başarılı olabilir.

Böyle gelmiş böyle gider.
Öteden beri süre gelen durum, kurulu düzen, halk arasında yaşayan gelenek ve görenekler kolay kolay değişmez.

Bugün bana ise yarın sana.
Neyin ne zaman olacağı bilinmez; bu ister felâket, ister nimet olsun. Bugün ben bir felâket ve haksızlıkla karşılaşmışsam, yarın da sen aynı durumla karşılaşabilirsin. Bugün sen nimetler içinde bulunup mutluysan, yarın da ben kavuşup mutlu olabilirim. Bunu aklından çıkarma.

Bugünün işini yarına bırakma.
Bir iş günü gününe yapılmalıdır. İşi yarına bırakmak kimi olumsuzlukları da beraberinde getirir. Yarın daha önemli bir işin çıkmayacağını nereden bilebiliriz? Diyelim ki çıktı, o zaman ne yapacağız? Kuşkusuz bugünkü işten önce onu yapacağız, bugünkü iş de kalacak. Dolayısıyla işler birikmeye başlayacak, çıkmaza girecek. Ayrıca bugün yapılması gereken işin sonraki güne bırakılmasıyla önemini yitirmesi, istenen sonucu vermemesi de söz konusu olabilir.

Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir.
Az da olsa bugün elimizde bulunan bir nimet, imkân ya da nesne, büyük de olsa henüz elimize geçmemiş olandan daha daha iyidir. Çünkü henüz elimize geçmemiş olan, ihtimal dahilindedir. Bir engel çıkıp onun elimize geçmesi gerçekleşmeyebilir. Oysa ötekinin elimizde olması gerçekleşmiştir.

Buğday başak verince orak pahaya çıkar (kıymete biner).
Kimi zaman ortada duran, pek önemli görünmeyen şeyler kendilerine ihtiyaç duyulunca çok değer kazanırlar. İsteklisi çok olan nesnenin fiyatı artar. Sözgelimi yazın ortasında el sürülmek istenmeyen odun ya da kömür, kışa doğru birden kıymet kazanır; ucuzken pahalı olur.

Buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa düşmeyince.
Tarlada ya da harmanda duran, henüz hasadı yapılıp ambara girmemiş ürün bizim sayılmaz. Çünkü bir yangın, bir sel, yağmur ya da başka bir felâket onun harap olup yok olmasına yol açabilir. Anne ve babanın varlıklı olduğu günlerde oğulun gerçek kişiliği ortaya çıkmaz. Ne zaman anne-baba yoksullaşır, işte o zaman gerçek yüzü ortaya çıkar. Eğer oğul, anne-babasına karşı olan görevlerini yerine getirmiyor, onlardan yardımını esirgiyorsa, ona iyi bir oğul denemez.

Buğdayın yanında acı ot da sulanır.
Mümkün olduğunca dikkatli olunup iyi ve yararlının yanında, kötü ve yararsızın gelişip büyümesine fırsat verilmemelidir.

Bükemediğin eli öp.
Kendisiyle mücadele ettiğin rakibinin kuvveti, bilgisi ve becerisi karşısında başarı gösteremeyip mağlûp olduysan rakibinin üstünlüğünü kabul et; bu onurlu bir davranış olacaktır.

Bülbülü altın kafese koymuşlar, “ah vatanım” demiş.
İnsan, özgürlüğünü ancak vatanında bulur. Bu bakımdan vatan en değerli varlığıdır insanın. Orda doğmuş, orda büyümüş, orda doymuş, orda tatmıştır mutluluğu. Bu sebeple yurdundan uzakta yaşamak, ne denli bolluk içinde olursa olsun insana zor gelir. Nasıl ki bülbül asıl vatanı olan yeşil tabiatı, kanat çırpacağı mavi gökleri özleyip ister ve altın kafesten kurtulmaya çalışırsa, insan da (hele bir de tutsaksa) özgür yaşayacağı vatanını ister ve hasretini çeker.

Bülbülün çektiği dil (i) belâsıdır.
Bir karganın kafese konup beslendiği pek görülmemiştir. Ama bülbül için kafesler sürekli yapılır durur. Bunun tek sebebi, sesinin güzelliğidir. O oldukça güzel öter ve bunun için yakalanıp kafese konur. İnsanlar bundan ders almalıdır. Çünkü düşünüp taşınmadan, sonunun nereye varacağını hesaplamadan sarf edilen sözler, insanın başına dert açabilir. Dili yüzünden belâya saplanıp zarar görebilir.

Büyük balık, küçük balığı yutar.
Güçlü olan kendinden güçsüzü ya ezer, ya yok eder, ya da kendisine bağlı kılar. Bu durum insan için olduğu kadar, ticarî işletmeler ve devletler arasında da çoklukla söz konusudur. Kişiye düşen, yok olmamak için var gücüyle mücadele etmektir.

Büyük başın derdi büyük olur.
Bir iş ne kadar büyükse çözüm bekleyen sorunları da o kadar büyük olur. Dolayısıyla bir işletmeyi idare eden, bir toplumu yöneten, kısacası büyük işlerin başında bulunan kimselerin de hem sorumlulukları, hem de dertleri büyük olur.

Büyük lokma ye (de), büyük söz söyleme.
İnsan çoklukla nefsine yenik düşer. Kendini pek çok konuda ön plâna çıkarmak, ne kadar becerikli ve akıllı olduğunu belirtmek ister. Bu durum onun böbürlenmesine, “ben olsaydım öyle değil, böyle yapardım; şunu yapsaydı kötü duruma düşmezdi; ben asla onun yaptığı gibi kötü bir şey yapmam; o sözler de söylenir miydi?” gibi sözler sarf etmesine sebep olur ki, böyle bir tavır sergilemek son derece zararlıdır. Dünya ve insanlık hâli bu, öyle bir gün gelir ki, yerip kınadığımız kişinin başına gelenler bizim de başımıza gelebilir ve gülünç duruma düşebiliriz. Bu sebeple ağzımızdan çıkacak söze dikkat etmeli, büyük söz söylemekten kaçınmalıyız.

Ata sözleri kısa özlü sözler

Atasözleri

» Abdal evinde kaymak mi bulunur.

» Abdestsize namaz dayanmaz.

» Acele etsen de is varacagına varır.

» Acemi nalbant, gavur eseginde ögrenir.

» Acı acıyı, su sancıyı savar.

» Açı eyleme, toku söyletme.

» Acıkan doymam sanır.

» Acıyan eşek, attan ileri gider.

» Aç bırakma hırsız olur; çok söyleme arsız olur.

» Açın açıgı, çıplagın kabadayısı.

» Açlıgılan toklugun arası yarım ekmek.

» Açma kütüğü, söyletme kötüyü.

» Adamakla mal mı tükenir

» Adı çıktı dokuza, inmez sekize.

» Agır kazan, geç kaynar.

» Agıza tat, bogaza mihnet.

» Akilsiz köpegi yol kocatir.

» Alan satandan umar.

» Al elmaya tas atan çok olur.

» Alem unutmus, kalem unutmamıs.

» Alışmış kudurmuştan beterdir.

» Armudu sapıyla, üzümü çöpüyle, pekmezi küpüyle.

» Ar gözden, kar yüzden anlasılır.

» Arap eli öpmekle dudak kararmaz.

» At binicisine göre kisner.

» Avradı er zaptetmez, ar zapt eder..

» Ayagın sıgmayacagı yere, bas sokulmaz.

» Alçak yerde yatma sel alır; yüksekte yatma yel alır.

» Baba mirasi yanan mum gibidir.

» Bag dua degil, çapa ister.

» Bal döksen yalanır.

» Bal bal demekle, agız tatlanmaz.

» Basında fese bak, girdigi kümese bak.

» Bes kurusluk fener o kadar yanar.

» Besik arkasi da gurbettir.

» Boyumca buldum, huyumca bulamadım.

» Büyük lokma ye, büyük söyleme.

» Böyle duanın, böyle amini olur.

» Borç ödemekle, yol yürümekle biter.

» Çalmadan oynar kel güdük, ne davul ister ne düdük.

» Çobana verme kızı, ya koyun güttürür, ya kuzu.

» Davulu görür oynar, mihrabi görür aglar.

» Degirmen iki tastan, muhabbet iki bastan.

» Dibi görünmeyen kaptan su içme.

» Deniz yaninda kuyu kazilmaz.

» Eceli gelen köpek cami duvarina işer.

» El agzina bakan, avradini tez bosar.

» Erine göre bagla basini; tencerene göre kaynat asini.

» Gelin atta, kismeti yadda.

» Hareket olmayan yerde, bereket olmaz.

» Içi beni disi seni yakar.

» Iki kaptan bir gemiyi batirir.

» Karaman okkasi çelebi lokmasi.

» Karnin doymazsa gözün doysun.

» Oglan babadan ögrenir sofra düzmeyi, kiz anadan ögrenir sokak gezmeyi.

» Oglan dayiya kiz halaya benzer.

» Oglunu seven hocaya vermez; kizini seven kocaya vermez.

» Parasiz tellal bagirmaz.

» Saç sefadan, tirnak cefadan uzar.

» Sana vereyim bir ögüt kendi ununu kendin ögüt.

» Sütlü koyunu sürüden ayirmazlar.

» Tarlanin taslisi kizin kaslisi.

» Tasima su ile degirmen dönmez.

» Unu eledik elegi duvara astik .

» Ustamin adi hidir, elimden gelen budur.

» Yazin yasa kisin tasa oturulmaz.

» Yüz verdik astarini ister.

» Zemheride yogurt isteyen cebinde bir inek tasir.

*     Adam zengin olamaz, zengin adam olamaz.
*     Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.
*     At ölür, nalı kalır; yiğit ölür, namı kalır.
*     At adımına göre değil, adamına göre yürür.
*     Ağaç ne kadar uzasa da göğe değmez.
*     Ağaç yaş iken eğilir.
*     Ahmağa yüz, abdala söz vermeye gelmez.
*     Akıllı düşman, akılsız dosttan iyidir.
*     Abdalın dostluğu köy görününceye kadardır.
*     Akıllı olup tembel ise ikaz et, akılsız olup da çalışkan ise dikkat et.
*     Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
*     Akacak kan damarda durmaz.
*     Arayan belasını da devasını da bulur.
*     Arayan bulur, inleyen ölür.
*     Ak akçe karagün dostudur.
*     Ağaçtan maşa, abdaldan paşa olmaz.
*     Ağır kazan geç kaynar.
*     Ağlayanın malı, gülene hayır etmez.
*     Aç koyma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.
*     Ah yerde kalmaz.
*     Ata binen, nalını mıhını arar.
*     Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.
*     Alış-veriş başka, dostluk başkadır.
*     Acele işe şeytan karışır.
*     Ata da soy gerek, ite de.
*     Ardıcın közü, yalancının sözü olmaz.
*     Ar eden, kar etmez.
*     Arsız erimez, çayır çürümez.
*     Arkalı köpek kurdu boğar.
*     Acıkan doymam, susayan kanmam sanır.
*     Aca dokuz yorgan örtmüşler, yine uyuyamamış.
*     Acındırırsan arsız, acıktırırsan hırsız olur.
*     Ağır harman geç kalkar.
*     Acıyan çok ama, ekmek veren yok.
*     Arayan Mevla’sını da bulur, belasını da.
*     Aç aman bilmez.
*     Aç it duvarı deler.
*     Aç ile arkadaş olma, yemem der de sömürür.
*     Aç ayı oynamaz.
*     Aç kurt insana saldırır.
*     Aç tavuk rüyasında kendini darı anbarında görür.
*     Adamak kolay, ödemek güçtür.
*     Ak koyunun kara kuzusu da olur.
*     Akan su yosun tutmaz.
*     Akıl akıldan üstündür.
*     Akıl yaşta değil baştadır.
*     Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.
*     Alışmış kudurmuştan beterdir.
*     Altın anahtar her kapıyı açar.
*     Altın yere düşmeyle değer kaybetmez.
*     Ana gibi yar, vatan gibi diyar olmaz.
*     Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.
*     Aç köpek fırın deler.
*     Acın koynunda ekmek eğlenmez.
*     Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
*     Acın karnı doyar gözü doymaz.
*     Adam adamdır olmasa da pulu, eşek eşektir altından olsa çulu.
*     Ağalık vermeyle, yiğitlik vurmayla olur.
*     Adam yokluğunda, keçiye Abdurrahman Çelebi derler.
*     Ahmak misafir evsahibini ağırlar.
*     Ayıdan post, gavurdan dost olmaz.
*     Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
*     At binenin, kılış kuşananındır.
*     At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
*     Atlar tepişir arada eşekler kalır.
*     Atın ölümü arpadan olsun.
*     At sahibine göre kişner.
*     At yedi günde, it yediği günde belli olur.
*     Ata et, ite ot verilmez.
*     Ateş düştüğü yeri yakar.
*     Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
*     Atı alan Üsküdar'ı geçer.
*     Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar.
*     Ayağını yorganına göre uzat.
*     Azan mevlasını da bulur, belasını da.
*     Azman olma, uzman ol.
*     Azıksız yola çıkanın iki gözü el torbasında olur.
*     Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.
*     Bağ babadan, zeytin dededen kalmalı.
*     Bağa gir izin olsun ki, yemeye yüzün olsun.
*     Balık baştan kokar.
*     Bir deli bir kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.
*     Belli düşman, gizli dosttan yeğdir.
*     Bir korkak bir orduyu bozar.
*     Bir koyundan iki post çıkmaz.
*     Bir koltuğa iki karpuz sığmaz.
*     Bir kötünün yedi mahalleye zararı dokunur.
*     Bekara karı boşamak kolay gelir.
*     Bedava sirke baldan tatlıdır.
*     Bir mıh bir nal, bir nal bir at, bir at bir er, bir er bir vatan kurtarır.
*     Bir ekmek, dokuz aç; durma ordan kaç.
*     Bir evde düzen olunca düzenbazlık olmaz.
*     Bir gemide iki kaptan olmaz.
*     Bir sürüye bir kurt yeter.
*     Bir göz ağlarken bir göz gülmez.
*     Ben ağa, sen ağa; bu ineği kim sağa?
*     Bir taşla iki kuş vurulmaz.
*     Bir ye, bin şükret.
*     Biri yer, biri bakar kıyamet ondan kopar.
*     Bizim gelin bizden kaçar, ele başını açar.
*     Besle kargayı, oysun gözünü.
*     Benim oğlan bina okur, döner döner gene okur.
*     Borcunu bilmeyen, namusunu bilmez.
*     Battı balık yan gider.
*     Bin dost az, bir düşman çok.
*     Bir adamın karısı, o adamın yarısıdır.
*     Bal tutan parmağını yalar.
*     Balı parmağı uzun olan değil, kısmeti olan yer.
*     Bakmakla usta olunsaydı, kediler kasap olurdu.
*     Başsız evin köpeği çok havlar.
*     Bir çiçekle bahar gelmez.
*     Bir çöplükte iki horoz ötmez.
*     Bildiğinin bir huyu, bilmediğinin bin huyu olur.
*     Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
*     Borçlu ölmez, benzi sararır.
*     Beş parmağın beşi bir değil.
*     Beyazın adı var, esmerin tadı var.
*     Beyden doğan, bey olur.
*     Bez alırsan Musul’dan, kız alırsan asıldan al.
*     Bıçak kadar boyu var, türlü türlü huyu var.
*     Bilen de konuşur, bilmeyen de.
*     Biliyordun kıçının huyunu, niye içtin mercimeğin suyunu?
*     Bilmediğin lafa karışma.
*     Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.
*     Bıçak yarası unutulur, dil yarası unutulmaz.
*     Bıçak sapını kesmez.
*     Bağdat'a pirince gideyim derken, evdeki bulgurdan olma.
*     Bahanesiz dost köyüne varılmaz.
*     Bilgisiz insan meyvesiz ağaca benzer.
*     Bin bilsen de, bir bilene danış.
*     Bin ölçüp, bir biçmeli.
*     Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
*     Bir işe başlamak, bitirmenin yarısıdır.
*     Bir musibet bin nasihatten iyidir.
*     Binde bir gelinen yere gül döşerler, her gün gelinen yere kül döşerler.
*     Boğulursan büyük suda boğul.
*     Borç yiğidin kamçısıdır.
*     Boş duranı Allah da sevmez, kulu da.
*     Bugün bana ise, yarın sana.
*     Bugünün işini yarına bırakma.
*     Bülbülün çektiği, dili belasıdır.
*     Bülbülü altın kafese koymuşlar, "vatanım" demiş.
*     Büyük lokma ye ama büyük konuşma.
*     Cömert derler, maldan ederler; yiğit derler, candan ederler.
*     Cahile söz anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur.
*     Cahil kendinin düşmanıdır, başkasına nasıl dost olur?
*     Cahil dostun olacağına, alim düşmanın olsun.
*     Cami ne kadar büyük olsa da, imam bildiğini okur.
*     Can boğazdan gelir.
*     Can çıkar, huy çıkmaz.
*     Çamura taş atma, üstüne sıçrar.
*     Can çıkmadan ümit kesilmez.
*     Cenabetten keramet umulmaz.
*     Cihanı yakan zulümdür, kazma-kürek değil.
*     Çok gezilen yerde ot bitmez.
*     Çakalsız köy olmaz.
*     Çok arpa atı çatlatır.
*     Çok söyleme arsız olur, çok verme hırsız olur.
*     Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir.
*     Çam sakızı çoban armağanı.
*     Çağrıldığın yere erinme, çağrılmadığın yerde görünme.
*     Çocuktan al haberi.
*     Çürük tahta mıh tutmaz.
*     Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.
*     Danışan dağlar aşar, danışmayan yolda şaşar.
*     Damlaya damlaya göl olur.
*     Davetsiz gelen döşeksiz oturur.
*     Davulun sesi uzaktan kulağa hoş gelir.
*     Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz.
*     Değneği yiyenle sayan bilir.
*     Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
*     Deli söylemiş de akıllı oynatmış.
*     Demir nemden, insan gamdan çürür.
*     Demir tavında dövülür.
*     Denize düşen yılana sarılır.
*     Derdini söylemeyen derman bulamaz.
*     Dereyi görmeden paçayı sıvama.
*     Deveyi yardan atlatan bir tutam ottur.
*     Dibi görünmeyen sudan geçme.
*     Dinsizin hakkından imansız gelir.
*     Dinsizin ipi ile kuyuya inilmez.
*     Dost acı söyler.
*     Dost kötü günde belli olur.
*     Dost başa, düşman ayağa bakar.
*     Dost yüzünden, düşman gözünden belli olur.
*     Düşenin dostu olmaz.
*     Eğreti ata binen tez iner.
*     Ekmek Hıdır’ın su Bedir’in, yiyin için kudurun.
*     Ekmek elden su gölden.
*     Emeksiz yemek olmaz.
*     El ağzına bakan karısını tez boşar.
*     Ele verir talkını kendi yutar salkımı.
*     El sözü harman tozu.
*     Er kocar gönül kocamaz.
*     Eline, diline, beline mukayyet ol.
*     Erkek sel, kadın göl.
*     Erkek söyler, kadın dinler.
*     Evinde yok bulgur aşı, kendi gezer bölük başı.
*     El öpmeyle dudak aşınmaz.
*     Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır.
*     Eşeğini övmeyen çerçi olmaz.
*     Eşek çamura düşünce, sahibinden yiğidi olmaz.
*     Evvel can, sonra canan.
*     Ev alma, komşu al.
*     El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz sanır.
*     Eceli gelen köpek cami duvarına işer.
*     Eğri oturup, doğru konuşalım.
*     Eken biçer, konan göçer.
*     Ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur.
*     El elden üstündür.
*     El ağzı ile çorba içilmez.
*     El elin eşeğini türkü çağırırak arar.
*     Elin ile koymadığını kaldırma.
*     Eli dar olanın dili kısa olur.
*     Emanet ata binen tez iner.
*     Fazla naz aşık usandırır.
*     Fakirin tavuğu tek tek yumurtlar.
*     Fukara oklavayı hacetten sayar.
*     Gafleti çok olanın devleti yok olur.
*     Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
*     Geçtiğin köprüleri yakma.
*     Gem almayan atın ölümü yakındır.
*     Gelin binmiş deveye, gör kısmeti nereye.
*     Güvendiğimiz dağlara karlar yağdı.
*     Gelen geçer, konan göçer.
*     Güvenme varlığa, düşersin darlığa.
*     Güzel bürünür, çirkin görünür.
*     Güzeli herkes sever.
*     Gülün dostu dikendir.
*     Güzellik görenin gözündedir.
*     Gün ola, harman ola.
*     Gitti ağalar paşalar, kellere kaldı köşeler.
*     Gizliden gebe kalan, aşikare doğurur.
*     Görünen köy kılavuz istemez.
*     Gülme komşuna, gelir başına.
*     Güneş giren eve hekim girmez.
*     Güzel gözünden, yiğit sözünden belli olur.
*     Haddini bilmeyene haddini bildirirler.
*     Hain olan korkak olur.
*     Hamama giren terler.
*     Hak dedikten sonra, akan sular durur.
*     Hak ol ki, pak olasın.
*     Haklı hakkından vazgeçmez.
*     Haklı haksızı Bağdat’tan çevirir.
*     Halep orada ise arşın burada.
*     Hayvan ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır.
*     Helal mal kaybolmaz.
*     Haram harama gider.
*     Havlayan köpek ısırmaz.
*     Havlamasını bilmeyen it, sürüye getirir kurt.
*     Hem suçlu, hem güçlü.
*     Harman yel ile, düğün el ile.
*     Her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar, ya çiyan.
*     Herkes ettiğini bulur.
*     Hısımı hısım yapan da avrat, hasımı hasım yapan da.
*     Hırsıza anahtar gerekmez.
*     Haramın binası olmaz.
*     Hocanın yap dediğini yap, yaptığını yapma.
*     Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
*     Huylu huyundan vazgeçmez.
*     Haydan gelen huya gider.
*     Hazıra dağ dayanmaz.
*     Hasta yatan değil, eceli gelen ölür.
*     Hem kız, hem baldırı düz, hem de ucuz olurmu?
*     Her işte bir hayır vardır.
*     Her koyun kendi bacağından asılır.
*     Her kuşun eti yenmez.
*     Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
*     Horuzu çok olan köyün sabahı geç olur.
*     Irmak kenarına çeşme yapılmaz.
*     Irmaktan geçerken at değiştirilmez.
*     Isıracak it dişini göstermez.
*     Islanmışın yağmurdan korkusu olmaz.
*     İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü kara.
*     İt ite buyurur, it de kuyruğuna.
*     İti an, çomağı hazırla.
*     İyi insan lafının üstüne gelir.
*     İyilikle uslanmayanın sonu kötektir.
*     İşi olmayanın, aşı olmaz.
*     İşleyen demir ışıldar.
*     İt yatağında ekmek ufağı aranmaz
*     İyi olursa bahtından, kötü olursa bizden bilirler.
*     İyiden kötülük gelmez.
*     İyilik et, denize at; balık bilmezse, Halık bilir.
*     İt ile çuvala, kedi ile kilere girilmez.
*     İyilik et kele, öğünsün ele.
*     İt iti ısırmaz.
*     İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.
*     İki at bir kazığa bağlanmaz.
*     İnanma dostuna, saman koyar postuna.
*     İnsan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde yaşar.
*     İnsan göre göre, hayvan süre süre alışır.
*     İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır.
*     İnsan olmayan, insan kadrini bilmez.
*     İki cambaz bir ipte oynamaz.
*     İki dinle bir söyle.
*     İki eğriden bir doğru çıkmaz.
*     İnsan kocar, gönlü kocamaz.
*     İp inceldiği yerden kopar.
*     İstediğini söyleyen, istemediğini işitir.
*     Kabadayı tükürdüğünü yalamaz.
*     Kap sirkeye göredir.
*     Kafirden hacı, elden bacı olmaz.
*     Kalem kılıçtan üstündür.
*     Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu.
*     Karga bülbülü taklit edeyim derken, ötmeyi unutmuş.
*     Karnının doymayacağı yere, açlığını bildirme.
*     Kasap et derdinde, koyun can derdinde.
*     Kaşıkla verip, sapıyla gözünü çıkarma.
*     Katıra "baban kim?" demişler, "dayım at" demiş.
*     Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.
*     Kazma kuyuyu, kazarlar kuyunu.
*     Kel yanında kabak anılmaz.
*     Keçinin canı sopa isteyince, çobanın değneğine sürtünür.
*     Kendi düşen ağlamaz.
*     Keskin sirke küpüne zarar.
*     Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz.
*     Kılıç kınını kesmez.
*     Kırk hırsız bir çıplağı soyamaz.
*     Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.
*     Kızını dövmeyen dizini döver.
*     Kişiyi nasıl bilirsin, kendin gibi.
*     Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
*     Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
*     Köpeğe dalaşmaktansa, çalıyı dolaşmak hayırlıdır.
*     Köpeklerin duası kabul olsa, gökten kemik yağar.
*     Köpeksiz köy buldu, değneksiz gezer.
*     Köprüyü geçene kadar, ayıya dayı de.
*     Körler sağırlar birbini ağırlar.
*     Körle yatan şaşı kalkar.
*     Kötü tarlanın verdiğini, yiğit kardeş vermez.
*     Kurt kocayınca, köpeğin maskarası olur.
*     Kurt kuzu kaptığı yeri dokuz defa yoklar.
*     Kurunun yanında yaş da yanar.
*     Kibirin hasmı Allah’tır.
*     Kar, zararın kardeşidir.
*     Kuştan korkan, darı ekmez.
*     Kötü çamın kozalağı çok olur.
*     Kitaplar soğuk ama güvenilir dostlardır.
*     Lafla peynir gemisi yürümez.
*     Leyleğin ömrü lak lak ile geçer.
*     Lokma karın doyurmaz, şefaat artırır.
*     Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
*     Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
*     Merd-i Kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler.
*     Mızrak çuvala sığmaz.
*     Malına mukayyet ol, komşunu hırsız çıkarma.
*     Meyve veren ağaç taşlanır.
*     Namazda meyli olanın, kulağı ezanda olur.
*     Nasihat vereceğine para ver.
*     Ne ekersen onu biçersin.
*     Ne verirsen elinle, o gider seninle.
*     Okumayı sevmeyene dokuz hoca az.
*     Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.
*     Öfke gelir gider, kelle gider gelmez.
*     Öfle ile kalkan zarar ile oturur.
*     Öksüz kuzu, toklu olmaz.
*     Öküzün altında buzağı arıyor.
*     Ölmüş at arar, nalını sökmeğe.
*     Ölmüş eşek kurttan korkmaz.
*     Ölenle ölünmez.
*     Öl benim için, öleyim senin için.
*     Öldüğüne bakmaz da, koz ağacından tabut ister.
*     Ölüsü olan bir gün ağlar, delisi olan her gün ağlar.
*     Para insana dil, elbise insana yol öğretir.
*     Parasız pazara, kefensiz mezara gidilmez.
*     Paraya nereye gidiyorsun demişler, çoğun olduğu yere demiş.
*     Para parayı çeker.
*     Pire itte, bit yiğitte olur.
*     Pis boğaz ile boş boğaz, beladan kurtulmaz.
*     Rüzgar eken, fırtına biçer.
*     Sabreden derviş, muradına ermiş.
*     Sakalda keramet olsa, keçi şehlik ederdi.
*     Sakla samanı, gelir zamanı.
*     Saman elin ise, samanlık senin.
*     Sayılı koyunu kurt kapmaz.
*     Sen kendini övme, el seni övsün.
*     Sinek küçük ama mide bulandırır.
*     Soğuk su, sıcak aş diş düşmanı, genç avrat koca herif düşmanı.
*     Sopayı yiyen eşek atı geçer.
*     Söyle arkadaşını, söyleyeyim sana seni.
*     Söyleme dostuna, söyler dostuna. Bir gün olur tuz basarlar postuna.
*     Söylemeyen ağız, söyleyen ağzı yorar.
*     Söz büyüğün, sus küçüğün.
*     Söz var insanı yola getirir, söz var insanı yoldan çıkarır.
*     Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.
*     Su akarken testini doldur.
*     Seli gider, kumu kalır.
*     Soyunu unutanın cenazesini soysuzlar kaldırır.
*     Sen eşek olursan, semer vuran çok olur.
*     Sırrını düşman bilmesin dersen, dostuna açma.
*     Söz gümüş ise sükut altındır.
*     Söz dinleyen, söz verenden uz gerek.
*     Söyleyene değil, söyletene bak.
*     Söyleme sırrını dostuna, o da söyler dostuna.
*     Sekiz aptal, dokuz kaşığı boş bırakmaz.
*     Su uyur, düşman uyumaz.
*     Su akmadıkça durulmaz.
*     Su testisi su yolunda kırılır.
*     Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.
*     Sürüden ayrılanı kurt kapar.
*     Taşıma su ile değirmen dönmez.
*     Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.
*     Tavşan dağa küsmüs, dağın haberi olmamış.
*     Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
*     Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin.
*     Tereciye tere satılmaz.
*     Tavuk suyu içer, Allah’a bakar.
*     Tilkinin dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır.
*     Tek taştan duvar olmaz.
*     Tok açın halinden anlamaz.
*     Tok ağırlaması güçtür.
*     Topalla gezen aksama öğrenir.
*     Ucuz etin yahnisi yenmez.
*     Ucuz alan pahalı alır.
*     Ummadığın taş baş yarar.
*     Umut fakirin ekmeğidir.
*     Un elekten, çamur bilekten geçer.
*     Uysal atın çiftesi pek olur.
*     Ufak suda balık kendini büyük sanır.
*     Üzüm üzüme baka baka kararır.
*     Üzümünü ye, bağını sorma.
*     Vakit nakittir.
*     Vakitsiz öten horuzun başını keserler.
*     Varsa pulun, herkes kulun, yoksa pulun, dardır yolun.
*     Veren el, alan elden üstündür.
*     Yaş kesen, baş kesen iflah olmaz.
*     Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
*     Yalnız kuş, yuva yapmaz.
*     Yanlış hesap Bağdat'tan döner.
*     Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder.
*     Yazın başı pişenin kışın aşı pişer.
*     Yazın eli yaş olanın, kışın ağzı yaş olur.
*     Yiğidi öldür, hakkını yeme.
*     Yenenle yanana bir şey dayanmaz.
*     Yemeye hazır dayanmaz.
*     Yıkılan güreşe doymaz.
*     Yol üstüne bostan ekme el için, kocalıkta avrat alma el için.
*     Yol yürümeyle, borç ödemeyle biter.
*     Yola giden yorulmaz.
*     Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
*     Yavuz itin sonu uyuz olur.
*     Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.
*     Yürük at yemini, yavuz it ününü artırır.
*     Yatan aslandan, gezen tilki iyidir.
*     Yüz versen astar ister.
*     Yaza çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı.
*     Yılanın soktuğunu akrep de sokar.
*     Yal yiyen it, yüzünden belli olur.
*     Yedisinde neyse, yetmişinde de o olur.
*     Yiğidin anası çabuk ağlar.
*     Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar.
*     Zorla güzellik olmaz.
*     Zora dağlar dayanmaz.
*     Zehirden şifa, kahpeden vefa beklenmez.
*     Zararın neresinden dönersen kardır.
*     Zaman sana uymazsa, sen zamana uy.
*     Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz yolda şaşırır.

 

Sohbet Chat mirc Sohbet Sohbet chat islami sohbet Sohbetciyiz chatirc Keyifli Sohbet mirc Diş Sağlıgı müzik dinle klip izle lida Forum sohbet Sohbet sitesi